Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki Erol El Hüseyni (ks) Hazretleri
#1
Dini 
[Resim: seyyid-abduelbaki_el_f0ytx.jpg]

Tasavvuf Yolundan Gavs-ı Sani SEYYiD ABDüLBAKi EROL EL HÜSEYNi HAZRETLERi


Bilvanis, Siyanüs, Taruni, Havil, Dilibey, Nurşin, Kasrik ve Gadir köylerinden soluklayarak Menzil’i mekan edinen Gavs Hz.leri ve oğulları ( Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri) kıyamete dek sürecek irşad faaliyeti sergilemektedirler. Peygamber soyundan gelen bu aile, şah-ı Nakşibendi ( k.s.)’ın Kasr-ı Arifan’da başlattığı irşadın ikincisini her türlü çileye rağmen, devam ettirmektedirler. Bu yüzden Menzil’e Seyda Hz.leri ( k.s.) ikinci Buhara demiştir. Gerek Gavs Hz.leri, gerek Seyda Hz.leri ve gerekse Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu yerlerde Allah’ın rızasını kazanmaktan başka gayeleri olmamıştır. Rıza-ı Bari hayatlarının parçası olmuş ve bu uğurda diyar diyar gezmişler ve bu uzun yürüyüşten sonra , Menzil en son durakları olmuş. Böylece göç ve hicret hayatını yaşayarak Resulüllah’a mutabaat yaptılar.

Bu yürüyüşü önce Gavs Hz.leriyle köy köy gezerek başlamış Seyda Hz.leri döneminde kalabalıklara dönüşmüş ve Seyyid Abdülbaki Hz.lerin de ise zirveye ulaşmıştır. Bu irşad halkasının içinde şeyh Abdurrahman-ı Tahi, şeyh Fethullah, şeyh Muhammed Diyauddin, şeyh Ahmed-el Haznevi gibi sadatlar sıralanmış, mekan değiştirenlerin yerine Gavs Hz.leri, Seyda Hz.leri ve Seyyid Abdülbaki Hz.leri aynı heyecanla bu yolu bugüne dek taşıyarak onların yollarını takib etmişlerdir.


Nöbeti devraldığı zat, hem kardeşi, hem yol arkadaşı, hem mürşidi Seyda Hz.leridir. hayattayken arkasında iki büklüm bir vaziyette büyük bir adabla peşisıra yürümesiyle dikkati çeken Seyyid Abdulbaki Hz.leri ilerisini haber verircesine nöbeti Seyda Hz.lerinden devralmıştır. Babaları Gavs Hz.leri olan bu ikili, ailenin gözbebekleridir adeta.

Seyyid Abdulbaki Hz.leri tâ çocukluk yaşlarda hastalığa yakalanmış, zayıf ve bitap düşmüştür. Malum bizim gibi zayıf insanlar için hastalık günahlara kefaret olan ilaçtır ama, büyük zatlar için makam almalarına veya bir basamak ilerisine sıçramak için verilen ilaçtır. Verem hastalığına yakalanmış, ama hasta haliyle Siirt’te, oradan da Van’a okumaya gitmeyi ihmal etmedi. O zamanları medrese talebeliğinin yanısıra , tevbe de veriyordu. Bir yandan hastalık, bir yandan talebelik ve bir yandan da Gavs Hz.lerinin emri doğrultusunda irşada yardımcı olmasıyla alametlerini tâ o günlerde belli etmesi büyüklüğüne işarettir.

Gavs Hz.leri Van’a gönderdi. Van’da ne oldu? Kısa zamanda irşad halkası genişledi ve çoğaldı. Kötü hallerini bırakan halkaya dahil oluyordu. Tabii bu arada rahatsız olanlar muhalefet etmeye başladılar. istemeyenler ve çekemeyenler oldu. Münkirler boş durmadılar, hemen şikayet ettiler. iki-üç gün tevkif edildikten sonra Seyyid Abdulbaki Hz.lerini genç yaşta 30 gün süreyle tutukladılar. Molla Ahmed bu durumu Gavs Hz.lerine açıklamaya çekinir, rahatsızlık duyacağını hesap ederek önce tereddüt etti ve nihayet Seyyid Sıtkı’ya söyler. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.leri hastaydı. Bir de hapishane hayatı eklenince, bütün bunları Gavs Hz.leri işitirse ne yapar düşüncesiyle Molla Ahmed’in anlattıklarını dayıları açıklar.Dayıları Seyyid Sıtkı diyor ki:

“Ben Gavs Hz.lerine söyleyince, Gavs Hz.leri öyle oldu ki, öyle ferahlandı ki, inanın çiçek gibi açıldı. öyle tebessümle bana dedi ki:

-Ondan büyük nimet ne var? Allah’a şükredelim. imam-ı Rabbani, şah-ı Nakşibendi, Abdulkadir Geylani, şah-ı Hazne hepsi içerde mapus kaldı. Onlara mutabaatı oldu. Bazıları hata yapıyor, suç işliyor, tevkif ediliyor ve ceza altına giriyor. Bu Allah’ın yolunda tevkif edilmiş ve nezaret altına alınmış ne kadar büyük nimettir. Ne kadar şükretsek azdır.”

O yörenin insanları kötü işleri bırakıp, yola gelmesinden rahatsızlık duyanlar Yüzbaşı’ya şikayet ediyorlar, o da huduttaki yüzbaşıya bildiriyor, derken yirmibeş muhtardan imza toplayarak gözaltına alıyorlar.

30 günden sonra serbest bırakıyorlar. Gerçi şikayet edenlerin ekserisi hakikati görünce pişmanlık duymuşlar ve yola girmişler. Baktılar ki ne kadar çile çekiyorsa bu zat, o kadar Allah ( C.C.) daha fazla veriyor. Bu durumu idrak edenler hemen diz çöküp halkaya dahil oluyorlardı. 30 günden sonra Menzil’e geliyorlar, daha sonraları tekrar okumak için gidip geliyorlardı. Allah’ın dostları hepsi çekmiş, eziyet onlar için lezzet ve taddır.Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin terbiyesinde başta Gavs Hz.lerinin ve Molla Derviş gibi Hocaların katkısı büyüktür. Seyda Hz.leri nasıl ki Gavs Hz.lerinin emrinde nasıldı, Seyyid Abdülbaki belki iki-üç misli daha fazla Seyda ( k.s.)’ın emrindeydi. Seyda Hz.leri ağabey-kardeş ilişkisinin ötesinde can yoldaş idiler. Seyyid Abdulbaki Hz.leri Gavs ( k.s.)’ın döneminde bile Seyda Hz.lerinin karşısında sanki ölü ve cansız gibiydi, yani teslimiyet çoktu. Zaten Seyyid Abdülbaki Hz.lerinin bu halleri , onun ileride Seyda Hz.lerinden sonra büyük bir zat olacağını haber veriyordu. Adabı ve halleri “Seyda Hz.lerine layık olmaya çalışacağım” mesajını ortaya koyuyordu.

Nitekim de Seyda Hz.leri bu dünyadan göç ettikten sonra irşad daha da kat kat arttı.Seyyid Abdulbaki Hz.leri hastalık çektiği için genç yaşlarda çok zayıfmış, ince yapılıymış. Gavs Hz.lerini Ankara’ya yolladı, o hastalık geçti, dönüşte kilo almaya başladı. Böylece o zayıflık da üzerinden alınmış yerine heybet hakim olmuş. Hem de öyle bir heybet ki, sima olarak artık babası Gavs
Hz.lerine benziyordu. Seyda Hz.lerinin sofilerinden Gavs’ı tanımayanlara, Seyyid Abdulbaki’yi görmeniz kâfi deniliyor. Gerçekten de, Gavs’ı görenler yüzcek benzediğini söylüyorlar. Hastalık, hapis, eziyetler derken sabır yürüyüşünü Seyda Hz.lerinin arkasında adapla yapıyordu. Seyda Hz.lerinin halifelik öncesi ve sonrası emrinden çıkmayan birisi varsa o da Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. Hayatında iki şey mukaddes biliyordu: birisi Gavs Hz.leri ve Seyda Hz.leri, diğeri ise Kur’an ve hadis…

öyle ki , Seyda Hz.leri şu işi yap, hemen yapıyordu. Ağabey-kardeş ilişkisi teslimiyet çerçevesinde geçti. Zaten Mürşid-i Kâmil’in alameti âdâbıdır. Gavs Hz.leri vefat edince bütün işleri Seyda Hz.leri yapıyordu. O yıllar en büyük yardımcısı Seyyid Abdulbaki ( k.s.)idi. Hayatını âdâb ve teslimiyet üzerine tanzim etmişti. Gavs Hz.lerine de öyle candan ve aşktan bağlıydı ki,
onun dar-ı bekâya irtihali Seyyid Abdulbaki ( k.s.)’ın iç dünyasında fırtına estirmiş, adeta şok hali yaşamasına sebep oldu. öyle bir şok ki beraber yaşadıkları Seyda Hz.lerini bile bir an unuttururcasına, 21 gün biat etmemiş Gavs Hz.lerinin merkadına günlerce yüz sürmüş ve onu kaybetmenin hüznünü yaşıyordu. Tabii bu şoktan çıkmama hali Seyda Hz.lerine beyatını
geciktirmesine sebep olmuş. Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin bu haline itiraz edenler olmuş ama , o bütün bunlara aldırış etmeden Gavs ( k.s.)’ın merkadına yapışmıştı. Yine birgün Seyyid Abdulbaki Gavs’ın merkadında, Seyda Hz.leri de merkadda o arada Kur’an okuyor. işte o sıra ne olduysa orda oluyor, Seyda Hz.leri:

“Abdulbaki otur…” diyor ve beyatı o anda gerçekleşiyor. Hatta, maneviyatta Gavs’ın ( k.s.) Seyda Hz.lerine üç sefer:

“- Raşid, S. Abdulbaki’ye dikkat et. Onu sana teslim ettim” dediği rivayet ediliyor. Böylece, Seyda Hz.leri bu ikaz karşısında Seyyid Abdulbaki ( k.s.)’ına “otur” diyerek emaneti veriyor. Kelimenin tam anlamıyla bu emanet Seyyid Abdulbaki’ye ( k.s.) verilen en büyük hediyeydi. Artık o şok hali
üzerinden kalkıyor, yeni bir hayata başlamanın sevinci üzerini kaplıyordu. Gavs ( k.s.)zamanındaki beraberlik eskisinden daha da çok koyulaşarak Mürşid-Halife ilişkisine dönüşüyor. Seyda Hz.leri halifeliği Molla Abdulbaki ile beraber ikisinin icazetini bir perşembe akşamı veriyor. Seyda Hz.lerinin sofileri Menzil’e ziyarete gittiğinde hep onu Seyda Hz.lerinin arkasında iki büklüm gördü ve hafızalarımızda hep o hali kaldı. Ayrıca Seyyid Abdulbaki sırt ağrılarından dolayı Seyda Hz.lerinin emriyle ameliyat da olurlar.Seyda Hz.leri de dar-ı bekâya irtihal edince bütün yük Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin omuzlarına binmiştir. Nasıl ki, Gavs zamanında en büyük destekçi

Seyda Hz.leri idi, Seydamızın döneminde de en büyük yardımcı Seyyid Abdulbaki Hz.leri idi. şimdi Menzil’in işleri daha da yoğunlaşmıştır. Bir yandan camii inşaatı, diğer yandan merkad inşaatı ve diğerleri bunun en büyük göstergesidir. Menzil artık gelen misafirleri maddeten kaldıramadığı için, Seyyid Abdulbaki Hz.leri büyük çapta inşaat ve imar faaliyetlerini başlatarak, Gavs ( k.s.) ve Seyda ( k.s.)’ın bıraktığı temelleri daha da genişletmişlerdir.

önce Türk-i Cumhuriyet’lere yönelik bir seyahatı başlatırlar. Daha sonra bu yolculuktan sonra umre hazırlığına koyulur. Türk-i iller ve Umre yolculuğu derken, Menzil’e döner dönmez merkad ve camii inşaatını gerçekleştirir. Sene içinde de Afyon’u ve Pursaklar’ı ziyaret ederek hem irşad hem de mutabaat yapıyorlar. Seyda Hz.lerinden devraldığı yük, beş-on misli daha da artarak
bu dönemde şeritle ( iple) tevbe verme metodunun görülmesi bu dönemin en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından mühimdir. O kadar yük artmış ki, Allah’ın rahmeti ve kudreti olmasa hiç bir insanın bu yükü taşıması mümkün değildir. Bütün bu eziyetleri Allah için çekiyorlar. Her türlü insanın nefes kokusuna normal bir insan, değil bir gün, bir saat bile dayanamaz. öyle oluyor ki, camii tıklım tıklım, üstüste secde ediliyor, nefessizlikten dayanılmaz hale geliyor. Böyle olduğu halde, hem camii inşaatı, hem Menzil’in işleri, hem sırt ağrıları, hem de irşad faaliyetlerini bıkmadan usanmadan, aralıksız bir şekilde yürütüyorlar. Fakat, Allah-ü Teala ona göre kuvvet vermiş. Allah’ın muhabbeti olmazsa ve sadatların muhabbeti olmazsa bütün bu işlerin yapılması imkânsızdır.

Bel ağrılarına rağmen yine de irşaddan geri kalmıyor, devamlı sofilerin hizmetinde. Rahatsızlığını bile hiçbir zaman dile vurmaktan haya edinen bir mizacı var. Hastalığını soranlara, sıkılgan bir vaziyette anlatmaktan imtina ediyor, ancak ve ancak sırtını çeviremediğini görerek anlaşılıyor. Dikkatle bakıldığında kendini ve sırtını çeviremediği gözlerden kaçmıyor. Bunlara rağmen irşad faaliyetlerine yılmadan usanmadan ve sorumluluk duygusuyla devam ediyorlar. Bu vazifeyi madem yapacaksan, tam yapacaksın şuuruyla hareket ediyor. Allah ( C.C.) ecirlerini artırıyor.

Seyyid Abdulbaki Hz.leri denilince ilk evvela âdâb akla geliyor. Gavs ( k.s.)’ın şah-ı Hazne’ye bağlılığı ve Seyda Hz.lerinin Gavs’a teslimiyeti, Seyyid Abdulbaki ( k.s.)’ında zirveye çıkarak âdâba dönüşmüştür. Diğer halifelerde de var ama, Seyyid Abdulbaki’de tarif edilmez bir şekilde
bambaşka…

Seyda Hz.lerinin ardından merkadı ve camiiyi yapması, evlere ve çeşmelere el atması gibi faaliyetlerine de akıl sır ermiyor. Yani tasarrufatına akıl ermiyor ve çok hızlı başladı. Tabii hep Allah’tan geliyor. Bu dönemde çorba daha da fazla kaynıyor, ekmek daha çok çıkıyor, tabiri caizse on misli oldu.

işte bu yoğun faaliyetinde Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin dilinden sohbet bile işitemez olduk. Zaten fırsat yok. Sohbet ederse, tevbe veremezsin ve irşadın aksamasına yol açar. O bakımdan hiç boş durmuyor, o yüzden sohbete sıra gelmiyor. Seyda Hz.leri Gavs’tan sonra yaklaşık iki sene çok sohbet etti, sonradan birdenbire bıraktı. Vefatına yakın veda niteliğinde sohbetleri oldu o kadar. Fakat, Seyyid Abdulbaki Hz.leri irşadı devraldıktan sonra sohbet etmemesi, yukarıda işaret ettiğimiz hususlardan kaynaklanmaktadır. Bu dönemde amel, zikir ve akıl ön planda. Muhabbetten ziyade çalışmak, bu dönemin en belirgin özelliği.

işin özü, fazla söze ne hacet, Seyyid Saki Hz.lerinin de buyurduğu gibi:

“Artık emeklemeyi bitirdik, şimdi Amel zamanı…”

bu Yolunamaci Allah ( c.c.) Rizasidir.
Kişi Ne Yaparsa Allah ( c.c.) Nin Rizasi Için çalişmali, Ne Yaparsa Allah ( c.c.) Için Yapmali Ki, Ahirette Yüzü Beyaz Olanlardan Olsun.

Evden çikarken Evdekilerin Rizkini Kazanmaya Diye Niyet Etmemeli, üstümüze Vacip Kilindiği Için ( sizin Için çikiyorum) Diye Allah ( c.c.) Rizasi Için Niyet Edip çalişmaya öyle çikmaliyiz, çünkü ( allah C.c.) Rizkiniza Kefilim Diye Buyuruyor.
Sabah Namazindan Sonra üstünüzü Başinizi Giyip Evden çikarken Allah ( c.c.) Rizasi Için Niyet Edin.

Yaptiğiniz Her Işte Niyetiniz Allah ( c.c.) Rizasi Için Olsun.
Niyet çok önemli. Ne Iş Yaparsaniz Yapin önce Niyetinizi Kontrol Edin.
Allah ( c.c.) Namazi Niyetsiz Kilarsaniz Kabul Etmez.

Nefis Ve şeytan Düşmandir, Bunlara Uymayin !
Nefs-i Emmare Insani Devamli Kötülüğe Sevkeder,ondan Kurtulmak Lazim.

Dünyada çok Para Kazanan Bir Kişi Dünyada çok Hürmet Görebilir Reisicumhur Ve Bakanlar Kime Hürmet Gösterir; Parasi Olana Ve Dünya Parasi Olduğu Zaman Dünya Kapilari Açilir. Nasilki Dünyada Paraniz Olduğunda Hürmet Görüyorsaniz, Ahirette De Hürmet Görmek Için Kapilarin Açilmasi Için Ahiret Parasi Biriktirmek Ve Ameli Salih ( salih Amel) Işlemek Lazim Ki, Oradada Peygamberler, Sahabeyi Kiram Ve Evliyalar Hürmet Göstersin Ve Yer Göstersin.
Onun Için Dünyada Ticareti Iyi Yapmak Ve Cebimizi Sevap Ve Iyiliklerle Doldurmak Gerek. Nasil Ki Parasi çok Olana Izzet Ve Ikramda Bulunuluyorsa Ahirette De Sevabi çok Olana Hürmet Gösterilir.

Gavs Hazretleri Buyurdular Ki; Dünya Ahiretin Peşinden Gelir Ama, Ahiret Dünyanin Peşinden Gelmez.

Siz Ahiret Için Yani Allah ( c.c.) Rizasi Için çalişirsaniz Dünyalik Size Kendisi Gelir.

Hz.peygamber ( s.a.v.) ümmetine çok Düşkündür. Ahirette Diğer Peygamberler Kendi Nefislerini Düşünürken, Bizim Peygamberimiz Hz.muhammed ( s.a.v.) ümmeti ümmeti Der. Bizde Onu Mağdur Etmemek Için çalişmamiz Lazim.

Alah ( c.c.) Peygamberimizin şefaatini Size Ve Bize Nasib Etsin.

Allah ( c.c.) Hepinizden Razi Olsun.

Sofi'nin Rüyası

Mersinli bir sofinin anlattığı A.B. Hz lerinin anlatılmasını istediği bir rüyayı nakledelim

Bir gece rüyasında iki cihan serveri efendimiz ( SAV) rüyasında görür yanında Hulafa-i Raşid’in diğer sahabeyi güzün efendilerimiz bulunmaktadır . efendimizin önünde büyük bir sofi topluluğu vardır efendimiz ( SAV ) Sıdık u Ekber Ebu Bekir efendimize döner ya Ebu Bekir gir sofilerin içinden kendi meşrebinden ( benzerinden) olanları çıkar Hazreti Ebu Bekir efendimiz girer sofiler topluluğunun içinden bir gurubu çıkarır efendimiz ( AS) hazreti Ömer ( RA) döner ya Ömer sende gir kendi meşrebinden olan insanları sofilerin içerisinden al çık der hazreti Ömer efendimizde girer bir grup sofi alır çıkar ..

Arkasından hazreti Osman efendimiz ve hazreti Ali KEREMALLAHU VECHE efendimize aynı emiri verirler onlarda girer bir gurup sofi alır çıkarlar. geriye çok sofi kalmıştı ALLAH RASULÜ ( sav) EFENDİMİZ A.B ( ksa) döner ya A.B. bunlar kim diye sorar
A.B ( KSA) boynunu büker sesini çıkarmaz .. ALLAH RASÜLÜ tekrar sorar
Bunun üzerine A.B Hz. leri buyururur efendimiz bunlar bazen hatmelerini kaçıran bazen virtlerini terk eden sofilerdir buyurmuş …

ALLAH RASÜLÜ ( s:a:v)buyurur öyle ise bunları da biz götürelim der

Bir sofinin yaşadığı bir olayı İsveçre ’de oturan yetkili bir arkadaştan nakledelim ..
Bir gün Şahı Hazne k.s.a. nın torunlarından birisi menzile gelir. Menzil’de A.B Hz leri ile birlikte gezerken önde A.B. Hz leri arkada Şahı Hazne ‘nin torunu ve diğer sofiler.. Adabı bilen o sofi Şahı hazne Hz.lerinin torununa şunu sorar..

- Kurban bizim bildiğimiz adaba göre Sizin önde A.B. Hz.lerinin arkada gitmesi icab ederdi. Amma görüyoruz ki siz arkada O önde gidiyor. Bunun hikmetini anlayamadık sebebi nedir ?
Şahı Haznenin torunu anlattı.

- Ben bir gün rüya gördüm .. Ruyamda çok güzel bir taht vardı. Acaba bu taht kimin diye düşünürken dedem Şahı Hazneyi gördüm . geldi tahtın sağ tarafında ayakta dineldi. Arkasından Gavs Abdulhakim Hüseyni Hz.leri geldi dineldi. Ben merak ediyordum .. acaba tahta kim gelecek oturacak. Herhalde Allah Rasulü gelecek diye düşünüyordum. İlerden birisi belirdi. Yüzünü nurdan göremiyordum. Ben pür edep seyrediyordum. Geldi tahta oturdu. İyice dikkat ettiğimde A.B. Hz.leri olduğunu gördüm. Dedemin ve Abdulhakim Hüseyni Hz.lerinin edep tuttuğu bir insanı bir Allah dostunu zamanın Gavsının önünden nasıl yürüyebilirim…
O sofi anlatmaya devam ediyor ..

- Biz Seyda Muhammed Raşid Hz.leri zamanında çok gördük ki Şahı Haznenin hizmetcisi gelse Seyda Hz.leri bizzat kendisi ilgilenir ve onun karşısında pür edep dururdu. Yorum size ait …



Gavs hz.lerinin zikir hakkindaki Bütün sohbetleri

Buyurdular…

-Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır

-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?

-Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür.
Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbü?l-Alemin:
/( Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allah?ın zikriyle huzur bulur,)* buyurmuştur.? Ra’d 28
-Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”
–Zikr cekmeyen sofi avamdir. Naksi listesine sadece zikir* ceken sofiler yazilir.
*Nefis nefy isbat ile müslüman olur.
*Sofiler bize dünya sikayeti ediyorlar.Ama bir sofi gelip zikr ile soru sormuyor.
*Dünya dertleri hep gafletten geliyor. Zikri sürekli cekin,günahlara meyl etmeyin. Yoksa zikr uzar gider.”

-Gavs hz.lerine bir sofi gelip “Zikrimi cekemiyorum “deyince mübarek celalleniyor. Mübarek* yok hastayim,yok yapamiyorum gibi dertlerin zikre mani olmadigini buyurmus ve her türlüsünün gafletten meydana geldigini buyurmus. Illaki zikri cekmek gerektigini buyurmustur.

Gavs sani yine ( zikr cekmeyen rabita yapmayan kisiyi tanimadiklarini) buyurmustur

Gavs - ı Sânî -
-Hazretleri, Divan’daki görevlilere ve korumalara buyurmuşlar;
“Virdinizi çekmezseniz, 100 sene de hizmet etseniz; işe yaramaz.”

- Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan
kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”

Gavs-i Sani ( k.s) virdi şöyle anlatmış:

Düşünün sobayı nasıl ki soba yanar sonra sobayı temızlemesseniz ne olur

bilirmisiniz der sobayı yakmaya kalkarsanız soba tıkanır dumanı gerı teper

o zaman buğulursunuz zehirlenir ölürsünüz Gavs ( k.s) devam edıyor virdi

cekmesenız kalbe Allah cc nuru gelmez Allahın nurunun gelmedigi kalp ne

olur olur Allah cc anmayan kalp olur ve Allah’ın nuru Kalbine girmez o zaman

kalbe seytanın vesvesesı girer Allahı unutmaya kadar gider, virdınızı çekin

gafletsız dıyor sonra gavs-ı Sani hz. gıdın hesap verın gorevlılere der.

Gavs-ı Sani Hz.lerinin vird üzerine yaptığı sohbetin bir kısmını

-”Siz hastasınız ve bir doktora gittiniz.Doktor sizin hastalığınıza iyi gelecek bir ilaç tavsiye etti.
Bu ilacı alırsanız iyileşeceksiniz.Ancak ilacı almıyorsunuz ve hastalık da geçmiyor.
Vird kalbin ilacıdır, eğer gafletsiz çekilirse lezzet alınır ve derdinize derman olur. Vird gaflet ile
çekilirse bitmek bilmez.İnsan bir an önce kalkmak ister, sıkıntı basar.
Allah dan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gafletdir.Gaflet ise şeytandandır.
Bu yolu bitirmek lazımdır”

Şöyle bir soru soruldu;

-”Efendim, biz virdi gafletsiz çekmek istiyoruz ama olmuyor”. Cevaben buyurdular ki;

-”Çok çalışmak lazımdır, virde başlandığında bir kerede çekmek gerekir. Vird esnasında sadece Allah’ı düşünmek gerekir”

Gavs’ımızın Sohbeti
*
*Şah-ı Nakşibend Hz. ( ksa) bir gün vird çekiyordu. Bir ses işitti. Ses dedi; ey kulum ben senden razıyım. Geçmiş günahlarını ve gelecek günahlarını affettim. Yeter artık vird çekme dedi. Şah-ı Nakşibend ( ksa) Hz.leri dikkat etti, ses tek noktadan geliyordu. Baktı sağından, solundan, arkadan, önden, alttan ve üstten gelmiyor. Sadece tek bir noktadan geliyordu. Şah-ı Nakşibend ( ksa) Hz.leri Şeriat ilmine vurdu, dedi ey iblis sen şeytansın, şeytan; nerden anladın, şeytan olduğumu, Şah-ı Nakşibend ( ksa) Hz.leri dedi;

Rahmani ses olsa her yönden ve aynı anda gelir seninki tek bir noktadan geliyor. Sağ elini yukarı kaldırıp, elindeki vird tesbihini bir vurdu, şeytanın arşını kırdı, tuz budak etti, ilmi sayesinde. İlim nurdur, ışıktır. Onun için herkes ilim yapacak, okuyacak, öğrenecek. Bir taksinin her şeyi olsa farı olmazsa yol gidemez. İşte insanda da ilim olmazsa her yer karanlıktır. Kısa zamanda tepe takla gider. İşte Şah-ı - Nakşi - bend - ( ksa) Hz.leri denilmesindeki sebep budur. İlmiyle şeytanın levhini kırmasından sonra, Allahu-Teala Azimüşan Şah-ı Nakşibend ( ksa) Hz.lerinin kalp kulağına, Ey kulum ilmin ile öyle bir sed çektinki, iblis bu seti kıyamete kadar aşamaz. Gavs?ımız açıkladı; ?Şahı, en ulu yüksek, Nakşi gizli, Bend set, yani maneviyattan yapılmış gizli aşılmayan yüce, ulu sed anlamına gelir. Bu sed Allah ( cc ) Seddidir.
Seyda hazretleri bir sohbet esnasındayken..Sofilerden biri gavsım dünyada herkesin bir işi bir mesleği vardır ..Sizin

mesleğiniz nedir?diye sormuş.

Seyda hazretleride benim işim çözmek ve bağlamak üzerinedir diye cevaplamış..Sofi çözmek ve bağlamaktan kastınız nedir Gavsım deyince:

Seyda hazretlerinin cevabı ''Kurban ben sofilerin kalplerini dünyadan ÇÖZÜP ahirete BAĞLIYORUM

alıntıdır.

Seyda Hz.lerinin Halifelerine Yaptığı Sohbet”

BİR İNSANIN SUYA HARARETİ GİBİ BENDE SANA KAVUŞMANIN HARARETİYLE YANIYORUM. KABUL ET BİZİ SEYDAM KOVMA KAPINDAN AMA ŞUNU BİLİYORUM Kİ BİR BABA OĞLUNU KOVAMAZ . İŞTE UMUDUM BUNDANDIR SEYDAM CANIM

Zamanin kutlusu su an Gavs-i Sani k.s. Hz. zamaninda halifeydi, çünkü o zamanin kutlusu kendi abisi Sultan Seyyid Muhammed Rasid k.s.a hz. leri idi. Hiç br Seyh digerinden büyüktür kelamini kullanamayiz Allah muhafaza küffar oluruz. Hepsi Mürsid olmus, irsadalarini tamamlamis, Rablerine kavusmuslardir insallahü teâlâ. Ve hepsinin Nüru Rasulullah s.a.v. efendimizin Nûrudur. Herhangi bi kiyaslama yapilamaz. Mevlâ C.C. hepsine Mürsidlik makamini layik görüp Onlari birer Seyh yapmistir. Kendi kendine olmadi hiç birsey, Cenâbi Hak ol demeden olmazda. Bizim yapmamiz gereken ise, sirf Evliyaullah olduklari için, Mevlâ c.c. dostlari olduklari için ve Rasulullah s.a.v. efendimizin nûru ile sereflendikeri için Onlara k.s. teslim olmamizdir. Ve bu nûr Allahü Teâlânin nûrudur. Sirf bunlari düsünüp ve inanip bu yola teslimiyet ve samimiyetle tabi olmamiz gerekir. Fitneye mahal veren iblistir. Onu engellemek ise Kulun Allahin izni rahmeti ve sadatin himmeti ile engel olmaktir. Dualarimiz o yöndedir ki, Allah c.c. izni Sadatin himmeti ile, hiç bir mürid böyle düsüncelere kapilmasin. Sufi kendi mürsidine tabii olmalidir, çünkü zamanin kutlusu Odur. Bakiniz; Sultan Seyyid Muhammed Rasid hz. lerinin sufileri, su an Gavs-i Sani Hz. lerinin sufisidir. çünkü zamanin kutlusu degismistir. Ama ölüde olsa diride olsa, hepsinin nûru Muhammed s.a.v. efendimizin nûrudur ve dünyayi aydinlatmaktadir, zahiren görülmesede bâtinda bu bilinir. Tarik-i Naksibendiye disinda ise, bunu söyle algilayabiliriz. her mürid kendi mürsidine tabidir, ona teslim olmustur. Karistirma, kiyaslanma yapilamaz. Önemli olan ne tarikat nede mürsidin üstünlügüdür ( ki takvadaki mertebedeki üstünlügü yalniz ve yalniz Allah c.c. bilir), önemli olan müridin teslimiyeti samimiyeti ve yasantisidir. Hani derler ya, sen maneviyati ne o kapida ara nede bu kapida, sen herseyi önce kendinde ara. Yapilmasi gereken Allah dostlarina teslim olmak. Hangisinin daha üstün daha iyi ( hasa!) oldugunu düsünmek arastirmak çok büyük yanlisa iter bizleri ve bu düsüncede seytandandir. Vesvese ile fitneye mahal verecek davranislardan sakinmaliyiz. Bizler önümüze bakip, teslim olmaliyiz, yasamasini bilmeliyiz, vücüdümüzün her zerresinde hissetmeliyiz bu Aski. Önce fenafiseyh, sonra fenafirrasul ve en sonunda fenafillah olabilmek için.


Naksibendi tarikati menzil kolunun suanki seyhi Abdulbaki hz.leri

Gavsî Bilvanisî’nin yakınlarından olan bir seyyid, birçok seferinde Gavsî Bilvanisî ile beraber yolculuk yapmıştı. Bir gün bu seyyid Şahı Haznenin ziyaretinde bulundu. Şahı Hazne’nin huzuruna vardığında, Şahı Hazne:
-Abdülhakim ne yapıyor?” diye sordu. Seyyid, S.A.Hakîm ve ailesinden bahsetti. Şahı Hazne, S.A. Hakîm’in çocuklarından haber vermesini söyledi. Gavsî Bilvanisi’nin yakını olan Seyyid:
-Şeyh Abdûlhâkîm’in üç oğlu var.
“Birinci oğlunun ismi Seyyid Muhammed Nuranî” dedi. Şahı Hazne:
-O Şeyh olur” buyurdu. Seyyid:
-İkinci oğlunun ismi Seyyid Muhammed Raşid” dedi, Şahı Hazne:
-Onun çok büyük cemaati olur” buyurdu. Seyyid:
-Üçüncü oğlunun ismi ise Seyyid Abdûlbakî” dedi, Şahı Hazne:
-Âlem onun zamanında irşadı görsün” dedi…

Şahı Hazne’nin müjdelediği Gavsus-Sanî Seyyid Abdûlbâkî, çocuk yaşlardayken hastalığı nedeniyle hastanede yatıyordu. Gavsus-Sanî’yi hastanede ( k.s) ziyaretinde bulunan bir sofi anlatıyor:
“Gavsus-Sanî yatakta yatıyor, Abdülhakim el-Hüseynî ( k.s.), Gavsus-Sanî’nin yanı başında duruyordu. Ben çiçeklerle içeri girdiğimi görünce hoşuna gitti ve dedi ki:
-Sofi sen Seyyid Abdûlbâkî’yi seviyor musun?” Sofi:
-Evet, kurban çok seviyorum.” Şeyh Abdülhakim dedi ki:
Ah keşke onun zamanına erişebilseydik te ona üç gün müridlik yapabilseydik….”
İşte kardeşlerim! ‘Ümmeti Muhammed gaflete düşmesin zamanına yetişirse elinden tutsun, eteğine yapışsın, imanını kurtarsın’ diye Bu mübarekler böyle bir müjde vermişlerdir.
Bu mübareklerin irşad metodları Rasulullah ( s.a.v) efendimizin irşad metodlarıdır. Bu yüzden bu insanları, Allah Teala kullarına böyle sevdirmektedir. Bu mübareğin daha irşadının altıncı senesinde:
“Elhamdülillah sofilerden şu ana kadar vefat edipte imansız giden hiç kimse olmadı” buyurdu

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_2cx1h.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_f0ytx.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_ftanc.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_fjy9e.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_pcb5q.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_7xyl2.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_3oa7f.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_wmb46.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_djz5w.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_ckbok.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_vdyt8.jpg]

[Resim: seyyid-abduelbaki_el_n0lzc.png]







Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi