MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin Ziyaretçi
Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
Üye Sayısı:» Üye Sayısı: 10
En Son Üyemiz:» En Son Üyemiz: Nurgül
Konu Sayısı:» Konu Sayısı: 4,310
Mesaj Sayısı:» Mesaj Sayısı: 4,719

Tam İstatistik Tam İstatistik

Çevrimiçi Kullanıcılar
Şu anda 69 çevrimiçi kullanıcı var.
» 0 üye | 66 Misafir
Bing, Google, Yandex

Forumlarda Ara

(Gelişmiş Arama)

[Resim: 598de7c03641c.png]

Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler

Kur'ân'da Mehdî

Kur'ân'da Mehdî açıkça zikredilmez. Ama işaretler bulunabilir. Mehdînin mânevî bir kurtarıcı, ıslahatçı olduğu düşünülürse, “Her milletin bir hâdîsi ( yol göstericisi) vardır” 1 âyetinin mehdîye işaret ettiği söylenebilir. Ayrıca Kur'ân'da mehdî mânâsına gelen mühtedî kelimesi de üç yerde kullanılmaktadır. 2

Sünnette Mehdî

Bir hadis-i şerifte her yüz senede bir müceddidin geleceği bildirilir.3Hadisin aslında geçen “men” edatı tekil anlama geldiği gibi çoğul için de kullanılabilmektedir. Bu durum, müceddidin bir değil, birkaç tane olabileceğini göstermektedir. Bu görüşün sahibi Iraklı âlim Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, “Özellikle Müslümanların büyük bir gerileme yaşadığı, Cahiliye medeniyetinin her tarafı sardığı, vatanlarının sömürüldüğü, faziletlerinin kaybolduğu, mefhumlarının sefihleştiği, dinden şüpheye düşüldüğü ve varlıklarının yokluk tehdidi altında bulunduğu bir asırda…” kaydını düşerek, Bediüzzamanla birlikte Efganî, Muhammed Abduh, es-Sinûsî, Muhammed İkbal, Hasan el-Bennâ ve Abdülhamid bin Badis gibi zatları da müceddid olarak zikretmektedir.4

Kütüb-ü Sitte'den Ebû Davud, Tirmizî ve İbni Mâce'de mehdî açıkça zikredilmiştir. Buharî ve Müslim'de ise imam, halife tabirleriyle yer aldığı görülür. Meselâ İbni Hacer, Teftazanî ve el-Keşmirî, Buharî'de yer alan, “İmamınız sizden olduğu halde ibni Meryem indiği zaman haliniz nasıl olur?”5 hadisindeki "imam"dan maksadın Mehdî olduğunu kaydederler.6 İbni Hacer, bu rivayete dayanarak Hz. Mehdînin gelişiyle ilgili rivayetlerin sahih olduğu kanaatine varmakta, onun bu ümmetten olup Hz. İsa'nın onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili rivayetlerin de mütevatir olduğuna dair İmam-ı Şafiî'den bir nakil yapmaktadır.7

Müslim'de, âhirzamanda gelen, bolluk ve refah dönemi yaşatan bir halifeden bahsedilmektedir8 ki âhirzamanda gelen bu halife de Hz. Mehdîdir.

Mehdîyle ilgili hadisler Kütüb-ü Sittenin birçoğunda yer alır. Ebû Davud önemine binâen ona, Sünen'inde ayrı bir bölüm ayırmıştır. Mehdî'yle ilgili hadislerin bazıları zayıf görülse de birçoğunun sahih olduğunu burada belirtelim.

Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,

“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.”1 buyurmuşlardı.

Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:

“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.”2

Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,

“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.”3 buyurmuşlardır.

Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:

“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.

Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.

Bu konu Asr-ı saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullaha “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.”5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.

Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve:

“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7

Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:

“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih hadisler) varid olmuşlar.”8

Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.

- Mehdî kimdir?


Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır.

Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.

Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9

Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10

Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),

“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.”11

buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.

Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed, Dört Halife, Hz. Hüseyin, Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12

Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip14 Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15

Demek ki "mehdî" kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.

-----------------------------

Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?


Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa ( a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.

Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.

Deccal

Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz ( a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1)

buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.( 2) Sadece Resûl-i Ekremin ( a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,( 3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.

Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin ( asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.( 4)

Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü ( asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.( 5)

Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."

Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"( 6) özelliğine dikkat çekilmiştir.

Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.

Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.

Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.( 7)

Süfyan

Bir hadis-i şerifte,

"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"( 8 )

buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."( 9)

Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.( 10)

Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.( 11)

Deccal hakkında tevatür var

İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.( 12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.( 13)

İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.( 14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.

Süfyanla ilgili hadis var mıdır?

Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:

"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."( 15)

Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 16)

Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali( 17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir( 18 ) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.( 19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.

Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.

Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, Firavunu Hz. Musa' ( as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.

Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,

"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi ( a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."( 20)



--------------------------------

"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.

Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.

Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.( 2)

Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.

Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.

Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız olmayacağını söylemişlerlerdir.

Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da imtihan sırrına ters düşer.

Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın.

O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.

Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"( 3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat, münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.

Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.

Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"( 4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.

a. Yahudîliği

Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha ( a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.

Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:

"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."

Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:

"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."



b. Vücut yapısı

Deccal cüsseli, heybetli( 5) kızıl renkli,( 6) kıvırcık saçlı,( 7) ensesi kalın ve alnı geniş( 8 ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.( 9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.( 10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.( 11)

Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:

"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder ( hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."( 12)



c. Tek gözlülüğü

Deccal tek gözlüdür.( 13)

Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da ( a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."( 14) buyurmuşlardı.

“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir ( yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”( 15)

“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”( 16) "Silik gözlüdür."( 17)

Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,( 18 ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.( 19)

Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.( 20)

Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.( 21)

Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.

Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.( 22)

Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması( 23) oldukça mânâlıdır.

Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"( 24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.( 25)

Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken( 26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."

Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"( 27) der.

Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:

"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî ( hümanist) görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put ( hevâ) dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."( 28 )

Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.

d. Çocuğunun olmaması

Resûl-i Ekrem ( a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.

Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.( 29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.

e. Minareden yüksek oluşu

Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu( 30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.

Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.( 31)

Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.( 32)

Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:

"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah ( Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti ( mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."( 33)

Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:

Birinci cihet: Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.

İkinci cihet: Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.

Üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.( 34)

İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:

“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat ( nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”( 35)

Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.( 36)

Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:

Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.

İkincisi: Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.

Üçüncüsü: Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder ( emri altına alır). Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt ( yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir ( yaydırır)."

Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici ( büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak görür.( 37)

f. Kırk günde dünyayı gezmesi

Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.( 38 )

Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. ( yaklaşık 27 m).( 39)

Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi ( öylesine hızlı gitmesi)( 40) bundan olsa gerek.

"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"( 41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.

Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.( 42)

Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.

Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.

Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.( 43)

Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları ( lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."( 44)

Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.( 45)

g. Harikulâdelikleri

Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.( 46)

Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?

Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.

Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.( 47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.

Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.( 48 )

Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî ( öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.( 49)

h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu

Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.

Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.

Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.

Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan ( a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.

Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı: “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”

Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”

Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.

Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:

“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”

Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir.’

Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”

Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.

Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.

Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.

Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.

Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp gâlip gelmişti.

Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”( 50) olan "ihlas, sadakat ve tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.

Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.

Bir gün Allah Resûlü ( a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:

"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."( 51)

Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.( 52)

Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.( 53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.( 54)

Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"( 55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.( 56)

Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.( 57)

Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.( 58 )

Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.( 59)

Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.

Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.( 60)

ı. Bilginleri kendine bende etmesi

Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."( 61)

Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.( 62)

Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.( 63)

Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.

i. Bağırınca bütün dünyanın duyması

Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.( 64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.( 65)

Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.

Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem ( a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.

İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.

Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.

j. Elinin delik olması

Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."( 66)

Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."

O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."( 67)

k. Fitnesinin câzip olması

Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."( 68 ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" ( 69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.

Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.( 70)

Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.


-------------------------------
Kur'ân "Deccal"den bahsediyor mu?

Bilindiği gibi Kur'ân'da herşey bulunur. Ama bunu Kur'ân makam gereği bazan açıkça, doğrudan, bazan da gizlice, işaretle ve dolaylı olarak anlatır. Deccaldan da doğrudan olmasa da dolaylı olarak ve işaretle bahsettiğini görüyoruz. Âlimler, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeyip gökyüzüne çıkarıldığını bildiren âyetin hemen peşinden gelen ifadelerde, "And olsun ki, Ehl-i Kitaptan hiçbir kimse yoktur ki, ölümden önce İsa'nın hak peygamber olduğuna îman etmesin" meâlindeki Nisa Sûresinin 159. âyetinde geçen "ölümden önce" ifadesinin tefsirinde şu ifadelere yer vermişlerdir:

"Âhirzaman geldiğinde Hz. İsa yeryüzüne inecek, ihtilâfa düşen Ehl-i Kitap da ona inanacaktır. Kıyamet kopmadan önce ona iftiraya kalkacak derecede ileri giden Yahudîlerle, ilâh diyecek derecede ifrat eden Hıristiyanların iftiralarında yalancı oldukları ortaya çıkacaktır.

Hz. İsa'nın inmesi söz konusu olduğuna göre mücadele edeceği Deccala da otomatik olarak işaret edilmiş olmaktadır. İki zıttan birinden bahsedip diğerinden söz etmemek Arapların âdetidir." ( 1)

Kıyamet alâmetlerinden bahseden ve önemli bir Kıyamet alâmeti olan Deccala, "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün"( 2) âyetinde de işaret edilmiştir. Birçok müfessir de "O, Kıyamete bir alâmettir."( 3) âyetinin Deccala işaret ettiğini bildirmişlerdir.

"Zamanımızın fitnesi en büyük fitne olduğundan, hem müteaddit hadisler, hem çok işârât-ı Kur'âniye aynı tarihiyle haber veriyorlar." ( 4) diyen, "Herbir âyetin mütaddit mânâları, herbir mânânın küllî ve her asırda efradı bulunduğunu" belirten, birçok âyetin işarî olarak asrımıza baktığını, "O küllî mânâda asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar" diyen, "asrımızın dehşetli fitnelere sahne olduğunu söyleyen" ( 5) Bediüzzaman'ın, Şuâlar'da kaydettiğine göre, "Hayır, muhakkak insan azgınlaşır"( 6) âyet-i kerimesi hem mânâ, hem de cifir hesabıyla o dehşetli şahsın hem zamanına, hem de şahsına işaret etmektedir.( 7)

Bediüzzaman, Şuâlar'da Felak Sûresinin bu asra bakan bir tefsirini yaparken de yokluk âlemleri hesabına çalışan şerîrlerden, insî ve cinnî şeytanlardan muhafazayı emreden sûrenin her asra olduğu gibi acip asrımıza da işarî mânâsıyla, hem de daha çok ve daha açık şekilde baktığını belirtmektedir. Âyetlerin cifir hesabı ve mânâ yönüyle tahlil ve tefsirini yaparken, sûrede "şer" kelimesinin dört defa tekrar edilmesinin "asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarih ile parmak basıp, "Bunlardan çekininiz" diye emrettiğini ve bunun Kur'ân'a yakışır tarzda bir irşad-ı gaybî olduğunu ifade etmektedir. Aynı yerde, sûrenin, ecnebî antlaşmaların icbariyle önemli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle dindar millette ehemmiyetli tahavvüller meydana geleceğine hem cifir, hem de mânâ olarak işaret ettiğini de bildirmektedir. Ayrıca sûre, zamanlarının birer Deccalı olan dehşetli Cengiz ve Hülagu fitnesine işaret ettiği gibi asrımızın maddî mânevî şerlerine de baktırmaktadır.( 8 )

Âyetü'l-Kürsî'den hemen sonra gelen Bakara Sûresinin 256. âyetinde de asrımızın bu dehşetli tahribatlarına hem cifir hesabı, hem de mânâ olarak dikkat çekilmektedir.( 9)

Ayrıca, Bediüzzaman, "Onlar Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz-kâfirler hoşlanmasalar da" meâlindeki Tevbe Sûresinin 32. âyetinin asrımıza bakan işaretlerini anlatırken de Deccal ve komitesine işaretler çıkarmaktadır. Bu tesbite göre Avrupa zâlimleri, devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sûikast plânı yaparlar. Türkiye hamiyetperverleri ise 1324'te Hürriyeti ilân ederek o plânı akîm bırakmaya çalışır. Bundan altı yedi sene sonra Birinci Cihan Savaşı sonunda yine o sûikast niyetiyle Sevr Antlaşmasıyla Kur'ân'ın zararına gâyet ağır şartlarla kâfirâne fikirlerini icra etme plânlarını yaparlar. Bunu akîm bırakmak için de Türk milliyetperverleri Cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalışmışlardır. İşte âyet cifir hesabıyla bu plânın yapıldığı tarihe, yani Hicrî 1324-34-54'e tam tamına tevafuk ederken, aynı zamanda bu herc ü mercte Kur'ân nurunu muhafazaya çalışan fedâkârlara da işaret etmektedir.

Ayrıca âyet, cifir hesabıyla 1284 tarihinde Avrupa kâfirlerinin devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle on sene sonra Rusları tahrik edip meş'ûm doksan üç harbiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna geçici bir bulut perde edişlerine, Mevlânâ Halid'in şakirdleriyle bu bulut zulümâtını dağıtışlarına remzen parmak basmaktadır. Sonra da şu kayıt yer alır: "Eğer şeddeli lâmlar ve 'mim' ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zâtlar ise, Hz. Mehdînin şâkirdleri olabilir."( 10)

Hz. Mehdînin hizmetinin söz konusu olduğu yerde Deccal da icraatını sürdürüyor demektir. Onun mânevî tahribatına ancak mânevî tahribatla karşı konulabilir.

Ayrıca İslâm âlimlerinin Kur'ân'da tağut, Calut, Sâmirî gibi örnekleri Deccal'ın bir proto-tipi olarak kabul ettiklerini de burada belirtelim.

Görüldüğü gibi Deccal Kur'ân'da açıkça yer almamaktadır. Ancak ona işaret eden birçok âyet-i kerime bulunmaktadır.

Deccalın Kur'ân'da açıkça zikredilmeyiş hikmetini ise âlimler şöyle yorumlarlar: "İslâmın iki ana kaynağı vardır. Birincisi Kur'ân, ikincisi Sünnet. Deccaldan Kur'ân açıkça söz etmiyorsa da birçok hadis-i şerifte onun varlığından açık açık bahsedilmektedir. Bazan açık seçik olan şeyleri ikinci bir defa zikretmeye gerek duyulmamaktadır."

( 1) İbni Kesir, Nihayetü'l-Bidaye ( Riyad: Muhammed Fehim nşr., 1968 ), .I:153; el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, XIII:98.
( 2) En'âm Sûresi, 158.
( 3) ez-Zuhruf, 61.
( 4) Şuâlar, s. 293.
( 5) A.g.e., s. 240.
( 6) Alak Sûresi, 6.
( 7) Şuâlar, s. 514-515.
( 8 ) A.g.e., s. 238-241.
( 9) A.g.e., s. 242.
( 10) A.g.e., s. 619-620.

------------------------------
Mehdi ve Altınçağ

65- Altınçağ Ne Demektir?

Peygamber Efendimiz ( sav)'in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz ( sav)'in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek

çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.

Ahir zamanın ilk aşamasında, Allah'ı inkar ederek ateizmi ve dinsizliği telkin eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda

büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için "nasıl kurtuluruz" sorusunun cevabını arayacaklardır.

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi

ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir.

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona

uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan Hz. Mehdi'yi vesile kılacaktır.

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ve islam alimlerinin açıklamalarında, Hz. Mehdi'nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Allah’ı inkar eden ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin

fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz ( sav)'in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının

yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına

vesile olacaktır.

Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz.

İsa'ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.

İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz ( sav)'in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır.
66- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerinde İnsanların Altınçağ’ın Güzelliğine Özenmeleri ve Altınçağ’da Yaşamış Olmayı Dileyecekleri Nasıl Haber Verilmiştir?

Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. "Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah'tan ömürlerinin

uzatılmasını"temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir :

Onun zamanında, büyükler "Keşke ben küçük olsaydım", küçükler de "Keşke ben büyük olsaydım" diyeceklerdir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48 ) ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)

Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki :

Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 23)

Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 22)

Onlar her zalime ve cebbar oğlu cebbara galip gelir. Onun devrinde ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68 )

Hatta yaşayanlar ( kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437)

Peygamberimiz ( sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi'ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir :

İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki :

... O ( Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi'dir. ( Ahir zaman Mehdisinin

alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14)

İnsanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir :

Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. ( Nahl Suresi, 97)
67- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde Yeryüzünün Adaletle Dolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?

Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta

olduklarınızdan haberi olandır.” ( Maide Suresi, 8 ) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir

gereğidir. Ancak Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde bildirildiği üzere ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında

süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arıyan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe

terk edilen yaşlıların durumu, adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir.

Ancak Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil

ortam şöyle haber verilmektedir :

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. ( Süneni-i Ebu Davud, 5/93)

Bu ( Emir) de insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. ( Sünen-i İbn-i Mace, 10/348

Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o ( Hz. Mehdi) geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)

Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil

Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)

Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle

dolduracaktır. ( Ebu Davud. Tirmizi.) ( Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) ( Ebu Davud ve Tırmizi /
Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt,s. 365)
68- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerine Göre Hz. Mehdi Yeryüzündeki Tüm Fitneleri Önleyecek midir?

Geride bıraktığımız 20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke

terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa'dan Amerika'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef

alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir.

Terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz ( sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir :

... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. ( İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-

Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)

Ancak yine Peygamberimiz ( sav)'in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah, Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar,

terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi'nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir :

Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beyt’ime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)

Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beyt’imden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet Ona yetişirsen, Ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il

Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)
69- Altınçağ’da Tüm Dünyada Yaşanan Savaşlar ve Çatışmalar, Terör ve Anarşi Ortamı Son Bulacak mıdır?

Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir :

Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. ( Yunus Suresi, 47)

Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönemde bu özelliği taşıyacak ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu

hadislerinde şöyle müjdelemiştir :

… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. Süneni-i Ebu Davut, 5/93)

Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( ( Sahih-i Müslim, 1/136)

Savaş ( erbabı) da ağırlıklarını ( silah ve malzemelerini) bırakacak. ( Sünen-i İbn Mace, 10/334)

Harp ( erbabi) ağırlıklarını ( yani silah ve saireyi) bırakır. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)

Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi

olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim : Haydar Hatipoğlu, Bab 33,
s. 331-335)

Onun zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)
70- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Dönemindeki Güvenlikli Ortamı Nasıl Tarif Etmektedir?

Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ'da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık, şiddet tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil

sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar, Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren

eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür

eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Yeryüzünün her köşesi insanların büyük bir rahatlık, huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri emin beldelere dönüşecektir. Gece gündüz heryerde, sokaklarda güven

içinde dolaşabileceklerdir. Herkes istediği saatte istediği yerde ailesiyle gezebilecek, çocuklarını hiçbir endişeye kapılmadan rahatlıkla okullarına gönderebileceklerdir.

İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine kolaylık sağlayarak göstereceklerdir. Kızgınlıkla hareket eden, ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmayacaktır. Aksine Kuran ahlakını yaşayan insanlar son derece

yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla, devletin yanında yer alacak, devlet birimlerinin işlerini kolaylaştıracak şekilde hareket edeceklerdir.

Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın sahtekarlık yapma ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre

hareket edilecektir.

Halk araştırmaya, doğruyu öğrenip buna göre hareket etmeye yönlendirilecek, ani infiallerin ve kitlesel eylemlerin oluşması doğal olarak sözkonusu olmayacaktır. İnsanlar her ne sorunları olursa olsun bunu sevgi, saygı ve uyum içerisinde

kolaylıkla halledebileceklerini bilmenin huzur ve güvenini yaşayacaklardır. Hadislerde, o dönemde toplumda hakim olacak olan bu güvenli ortam çok çarpıcı örneklendirmelerle haber verilmiştir. Bu bilgilere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun

birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir :

... Her yer emin bir hale gelir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )

... Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak... ( İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 179, 1699)

Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 74b; Suyuti, c. II, s. 77; El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner. ( Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b;

Suyuti, c. II, s. 77; El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)

Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il

Muntazar, s. 42)
71- Hz. Mehdi Zamanında Tüm Dünyaya Barış ve Huzurun Hakim Olacağı Nasıl Haber Verilmektedir?

Altınçağ'da yaşanacak olan tüm güzelliklerin yanı sıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir yaşam sunacaktır. Allah Kuran'da, güzellik

yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir :

Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz

kalacaklardır. ( Yunus Suresi, 25-26)

Ayette bildirilen "güzellik yapan" insanlara vaat edilen "barış yurdu" Altınçağ'da tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması, “…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk ( fesad) yaparak karışıklık

çıkarmayın.” ( Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa, huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu,

itidalli, hoşgörülü, sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan aksine her zaman uzlaştırıcı yönde olan bir tutum sergileyeceklerdir.
72- Hadislerde Hz. Mehdi’nin İnsanlar Arasındaki Kin, Düşmanlık ve Husumeti Ortadan Kaldıracağı Bildirilmiş midir?

Hz. Mehdi vesilesiyle Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’ın bu önemli

özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir :

Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( Sahih-i Müslim, 1/136)

Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim'den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)

Hz. Mehdi, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanmasına, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulmasına vesile olacaktır.
73- Altınçağ’da İnsanlar Arasındaki Sevgi, Kardeşlik ve Muhabbet Nasıl Olacaktır?

Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden ( düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. ( Taberani'den,

Heysemi, c. VII, s. 317; Nuaym b. Hammad, vr 52b; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)

Nasıl bizimle, onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmişse, ( onun gelişiyle) yine öyle olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)

Benim evladımdan Muhammed b. Abdullah ( Mehdi) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il

Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)
74- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Döneminde Tüm Toplumlara Güzel Ahlakın Hakim Olacağını Haber Vermiş midir?

Tüm insanların çok büyük bir huzur, güven ve konfor içinde olacakları Altınçağ’ın en önemli özelliklerinden biri, insanların Kuran'a bağlı ve Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. İnsanlar Allah’tan korktukları

ve ahirette tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceklerinin bilincinde oldukları için bencillik, kin, öfke, nefret, haset, intikam hisleri gibi kötü ahlak özelliklerinden, yolsuzluktan, haksız kazanç elde etmekten, yalan söylemekten,

insanların canına kast etmekten, rüşvet almaktan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine insanlar arasında dürüstlük, yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmek, sevgi, saygı,

merhamet, vefa, sadakat, kardeşlik gibi güzel ahlak özellikleri hakim olacaktır.

Allah’tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, anlayışlı, hoşgörülü, insancıl, sevecen, hakkı

söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı kimselerin varlığı üstün ahlaklı toplumlar oluşmasını sağlayacaktır.

Allah korkusunun ve Kuran ahlakının yaşanması sonucunda ümitsiz, şevksiz insan kalmayacak, her işlerinde şevkle hareket edecek, topluma ve kendilerine faydalı kimseler haline geleceklerdir.

Allah’ın kendileri için yarattığı güzelikleri ve çevrelerindeki nimetleri çok daha iyi görüp takdir edebilecek ve tüm bunlardan çok daha fazla zevk alabileceklerdir. İnsanlara, çocuklara karşı duyulan sevgi; yaşlılara, muhtaçlara olan

şevkat ve merhamet hisleri çok fazla artacaktır. İnsanlar yanlarında çalışan kimselere karşı sevgi ve saygı dolu bir ahlak göstereceklerdir. Çalışanlarının ailelerini koruyup kollayacak, her sorunlarına ortak olup, her ihtiyaçları

olduğunda toplumun her kesimi birbirinin yardımına koşacaktır.

Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının

yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı

olacaklardır.

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da, Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir :

Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti :

... Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O’nunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten ( husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet ( dostluk) ve muhabbet ( sevgi) yerleşmişse, (

Onun gelişi ile) yine öyle olacaktır. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)

... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)
75- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde İnsanlar Arasında Yaşanacak Olan Sosyal Adalet Nasıl Anlatılmıştır?

Bazı toplumlarda dil, ırk, etnik köken gibi özellikler de çok büyük önem taşımakta ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Oysa farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel

bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir. Bunun yanı sıra zenginlik ya da fakirlik gibi etkenler de insanların birbirlerine karşı olan tavırlarına ve adalet anlayışlarına etki edebilmektedir. Oysa Kuran

ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal

adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel ve tek çözüm yoludur. Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek

adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi

kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in

hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir :

İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)

Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır... ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )

Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik

utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak,

herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu

bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.
76- Altınçağ’da İnsanlar Fikir Hürriyetine Sahip Olacaklar mıdır?

İslam ahlakı, inanç konusunda insanlara tam bir hürriyet tanımaktadır. İslam'ın vahyedildiği dönemden günümüze kadar geçerli olan bu anlayış, İslam ahlakının da temelini oluşturmuştur.

İslam ahlakına göre insan istediği inancı seçmekte özgürdür ve hiç kimse bir diğerini inanç konusunda zorlayamaz. Müslüman İslam olmasını talep ettiği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah'ın varlığını, Kuran'ın Allah'ın hak kitabı, Hz.

Muhammed ( sav)'in ise O'nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece din ahlakını anlatma ile sınırlıdır. Allah Kuran’da bu durumu şöyle

bildirmektedir :

Dinde zorlama ( ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk ( rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. ( Bakara

Suresi, 256)

Kendisine İslam dini anlatıldığı zaman kişi kendi isteğiyle iman eder, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını

alacaktır.

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Altınçağ’da, Kuran ahlakının bir gereği olan bu fikir özgürlüğüne dayalı anlayış tüm toplumlara hakim olacaktır. Bunun sonucunda ise siyasi çekişmeler tamamen ortadan kalkacak,

dostluk ve sevgi ortamı içerisinde tam bir demokrasi ortamı oluşacaktır. Başkalarına zarar vermemek şartı ile her türlü inanç özgürce yaşanacak, kargaşa ve çatışmaya sebebiyet vermeden herkes fikrini istediği gibi beyan edebilecektir.
77- Altınçağ’da Farklı Dinler Arasındaki Barış ve Hoşgörü Nasıl Olacaktır?

İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran'da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış

içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam

ahlakına aykırıdır ve Allah'ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz ( sav)'in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum

modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran'da Ehl-i Kitab'ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilmektedir :

... Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi ( dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım

eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. ( Hac Suresi, 40)

Peygamberimiz ( sav)'in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz ( sav), kendisiyle görüşmeye gelen Hıristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına

bırakmıştır. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz ( sav)'den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen

bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hıristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)

Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde de aynı hoşgörü anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hiristiyan alemi

arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şevkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hıristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini

inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hıristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları

sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.
78- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanındaki Benzersiz Bolluk, Zenginlik ve Tüm Ekonomik Sıkıntıların Sona Ermesi Nasıl Haber Verilmiştir?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak nimetlerin eşşizliği çok detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre Altınçağ, ürünlerde ve mallarda çok büyük bolluk ve bereketin yaşandığı bir dönem olacaktır. Benzeri

görülmemiş bir zenginlik yaşanacak, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, açlık, sefalet ve darlık yılları tümüyle sona erecektir. İhtiyaç içinde olan kimse kalmayacak, herhangi bir talepte bulunana istediğinden kat kat daha fazlası

verilecek, hiçbir şey sayılıp ölçülmeyecektir. Maddi manevi her türlü imkan insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılacak, en ufak bir sıkıntı, yokluk ve açlık yaşanmayacaktır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi döneminde

gerçekleşecek olan bu bolluk ve zenginliği hadislerinde şöyle haber vermektedir :

Ümmetimden Mehdi çıkacaktır.Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal

dağıtacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

... Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )

İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)

O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir... ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 16)

... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. ( Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340)

Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)

Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)

Ümmetim arasında bir halife olacak, malı saymadan verecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)
79- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanında Tarımda Yaşanacak Gelişmelere Nasıl İşaret Edilmiştir?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, topraktan da herzamankinden çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir :

İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir... ( Kıyamet Alametleri, s. 164/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,

s. 24)
Hz. Mehdi Aleyhisselam Hakkındaki Ayetler Hadisler Rivayetler


Mehdiyet, Ehl-i Sünnet İnancına Göre Bir İtikat Konusudur

Hazreti Mehdi, ahir zamanda gönderileceği Peygamber Efendimiz ( sav) tarafından müjdelenmiş olan, Müslümanları zulüm ve sıkıntı ortamından kurtaracak, yeryüzündeki fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur,

mutluluk ve refah getirecek kutlu bir şahıstır. Peygamberimiz ( sav)'den aktarılan sahih rivayetlere göre Hz. Mehdi, çeşitli hurafelerle, batıl inanç ve uygulamalarla aslından uzaklaştırılmış olan dini özüne döndürecek, Hz. İsa ile

buluşacak, Allah'ın izniyle yegane hak din olan İslam'ı yeryüzüne yerleşik kılacaktır.

Mehdiyet konusu her dönemde İslam tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Peygamber Efendimiz ( sav)'in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle, vasıflarıyla, yardımcılarıyla, devrinin özellikleriyle ve yapacağı icraatlarla ayrıntılı olarak tarif

edilen Hz. Mehdi'nin geleceğine dair çeşitli Kuran ayetlerinde de işari manada müjde vardır.

Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik

gösterdiği her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm Ehl-i sünnet alimleri, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda ittifak halindedirler. Peygamberimiz ( sav)'in müjdelediği bu şahsın geleceği ve

İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.
Peygamberimiz ( s.a.v)’in Hz. Mehdi Hakkındaki Hadisleri "Tevatür" Derecesindedir

Hadis imamları Hz. Mehdi hakkındaki hadislerin "mütevatir" olduğunu bildirmişlerdir. Bunun anlamı şudur : Mehdiyet hakkında aktarılan hadisler, bu konuda yalan söylemek kastıyla aralarında anlaşmaları teknik olarak mümkün olmayan

kişilerden, pek çok farklı kanal vasıtasıyla hadis alimlerine ulaşmıştır. "Tevatür", kelime anlamı olarak "kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber" demektir. ( Büyük Lugat-Tür-Dav, 3003) Hadis

bilimcilere göre; bir haber birçok kişi tarafından rivayet edilmişse ve bu ravilerin biraraya gelip, haber uydurmaları, durumları itibarıyle mümkün değilse buna "mütevatir" haber denilir. Birçok İslam alimi, Peygamberimiz ( sav)'in Hz.

Mehdi ile ilgili hadislerinin mütevatir olduğunu bildirmiştir.

Ayrıca dinimizde çok önemli bir kaynak olarak kabul edilen "Kütüb-ü Sitte"de de Hz. Mehdi hakkında birçok "sahih" hadis bulunmaktadır. Kütüb-ü Sitte dışındaki diğer hadis kaynaklarında da Mehdiyetle ilgili pek çok sahih rivayet

nakledilmektedir. Alimlerimizin, sahih ve mütevatir hadisleri reddetmenin Peygamber ( sav)'in sözünü reddetmek anlamına geleceği yönündeki ifadeleri de dikkate alındığında Mehdiyet inancının dinimizdeki yeri ve önemi daha iyi anlaşılır.

Hz. Mehdi, yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenmektedir. Ancak gerek geçmiş alimlerin izah ve yorumlarından, gerekse günümüzde ve yakın geçmişte yaşayan İslam alim ve mütefekkirlerinin açıklamalarından ve tariflerinden Hz.

Mehdi'nin çıkışının içinde bulunduğumuz döneme denk geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim rivayetlerde Hz. Mehdi'nin çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek çoğunun aynen ve kısa aralıklarla ardarda gerçekleşmesi bu büyük şahsın

vazifeye başlamasının yakın olduğunun, belki de başlamış olduğunun açık bir göstergesidir.

Peygamberimiz ( sav)'in mütevatir ve sahih hadislerinde açıkça haber verilen ve pek çok İslam aliminin eserlerinde teferruatlı olarak ele aldıkları Mehdiyet konusunda İslami literatürde pek çok rivayet ve açıklama bulunmaktadır.

Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz :

İbni Hacer Askalani Fethü'l-Bari'de; Mehdi'nin bu ümmetten olacağı ve Hz. İsa ( A.S.)'nın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler tevatür etmiştir, der. Şevkani de İsa'nın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a ulaştığını

söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda : "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa'nın

inmesine dair hadisler mütevatirdir" demiştir.( Sünen-i İbn-i Mace 10/338 )

Mehdi'nin geleceğine dair olan sahih hadisler tevatür niteliğini taşımaktadır.( Kıyamet Alametleri, s. 193)

Onların zannına göre, Mehdi vefat etti; geçti gitti... Halbuki, bu babda ( konuda) gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup, taifenin sözlerini tekzip etmektedir. ( Mektubat-ı Rabbani, 2/250)

Mehdi'nin geleceğine dair Resulullah ( sav)'dan tevatür düzeyinde birçok hadis rivayet edilmiştir... ( eb'ul-Hasan Muhammed b. Hasan el-Überi Sicistani, Menakıb'üş-Şafii/Dr.G.Hüseyin Tacirineseb, Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 88 ve 405)

Mehdi'nin varlığı ve ahir zamanda zuhur edeceği, Peygamber ailesinden ve Fatıma oğullarından oluşu, tevatür ölçüsüne ulaşan hadislerle açıklanmıştır ve bu hadisleri inkar etmenin hiçbir anlamı yoktur... Tevatür ölçüsünü aşan, doğru ve

açık hadislerde, Mehdi'nin Fatıma soyundan olup, dünya sona ermeden zuhur edeceği, zulüm ve haksızlıkla dolmuş olan dünyaya, adalet ve hakkaniyet getireceği, onun zamanında İsa Mesih'in gökten ineceği ve onun önderliğinde namaz kılacağı

kanıtlanmış bulunmaktadır. ( Şerif Muhammed b. Resul Berazenci Medeni, el-işae, s.184 ve 305 / Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 328 )

Kıyamet gününün en büyük alametlerinden birisi de, hakkında tevatür derecesini aşacak derecede hadis bulunan bir kişinin zuhur edeceğidir. Birçok hadis hafızları, Mehdi'nin Peygamber soyundan olduğunu kabul etmişlerdir, böyle mütevatır

bir konuya sırt çevirmek yakışık almaz. Hak ehlinin inancına göre, Mehdi İsa Mesih'ten ayrıdır. Mehdi, Mesih'ten önce zuhur edecektir. Bu konu Sünni bilginleri arasında, onların inancından sayılacak kadar yaygınlık kazanmıştır. (

Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefareyni, Levaih'ül-Envar'ül Behiyye şehri, c. 2, s. 74-76-86'dan özet)

Muhammed b. Ali Şevkani, "et-Tavzih..." isimli kitabında şöyle söylemiştir : ...Bunlar ( Mehdi, Deccal ve Mesih ile ilgili rivayetler) hiç kuşku yok ki, mütevatir hadislerdir, Peygamber'in buyruğu hükmündedir... Buna göre, Deccal ve

Mesih hakkındaki rivayetler mütevatir olduğu gibi Mehdi hakkındakiler de mütevatirdirler... ( Muhib b. Salih el-Bureyni, Ikd'üd-Dürer fi Ahbar'il-Muntazar, s.14-15 /
Ebu Tayyib Muhammed Sıddık Kunuci, el-İzaetü... s.95 ve 130 / Mehdilik ve İmam Mehdi s. 329)

Mehdi hakkındaki hadisler, manevi tevatür ölçüsünü geçmiş, inkar edilmelerinin bir anlamı yoktur. ( Şeyh Hasan Advi Hamzavi, Meşarik'ül-Envar, F.2, s. 115, -1307 H. Basımı / Mehdilik ve İmam Mehdi s. 329)

...Mehdi hakkındaki hadisler tevatür ölçüsünden çoktur. "Sünen", "Mesned" ve "Mu'cem" kitaplarında mevcuttur. ( M. Sıddık b. Hasan Kunuci, el-İzaetü... s. 94)

Yukarıda isimlerini verdiğimiz kaynaklar dışında pek çok kişi daha sayısız eserinde, Hz. Mehdi hakkında ulaşan hadislerin tevatür derecesinde olduğunu açıklamışlardır. Bu İslam alimlerinden bazıları ve bu konuda açıklama yaptıkları

eserleri şunlardır :

1. Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf Genci Nufeli, el-Beyan fi Ahbari Sahib'üz-Zaman, s.126

2. Şemseddin Muhammed b. Ahmed Kurtubi, et-Tezkiretü fi Ahval'il-Mevta ve Umur'il-ahireti, s.710

3. İbni Kayyim Cavziye Muhammed b. Ebi Bekr Dımışki, el-Menar'ül-Münif, s.142

4. Şehabeddin b. Hacer Ahmed b. Ali Askelani, Tahzib et-Tahzib, C.9, s.126

5. Celaleddin Abdurrahman Suyuti, Arf'ül-Verdi, eki el-Havi Lilfetavi, C.2, s.165

6. Eb'ul-Abbas b. Hacer Ahmed b. Muhammed Haytemi, Sevaik'ül-Muhrika, s. 99 / El-Kavl'ül Muhtasar, s.23

7. Şerif Muhammed b. Resul Berazenci Medeni, el-İşae, s.147, 185

8. Şemseddin Muhammed b. Ahmed Sefarini, Levaih'ül-Envar'il-Behiyye, C.2, s. 89 / Ahval-i Yevm'ül-Kıyamet, s.33

9. Muhammed b. Ali Sabban Mısri, İs'afur-Rağibin, Nur'ul-Ebsar haşiyesinde matbu s.192 Sevaik'ül-Muhrika'dan naklen.

10. Mü'min b. Hasan Mü'mim Şeblanci, Nur'ul-Ebsar,s.189

11. Muhammed Sedik Hasan Kunuci Buhari, el-İzae, s.120

12. Muhammed b. Cafer İdrisi Ketanı, Nzm'ül-Mütenasır Fi'l-Hadis'il-Mütevatir, s.145

13. Eb'ul-Feyz Ahmed b. Muhammed Ğumari, İbraz'ül Vehm'il-Meknun, s. 3-4

14. Abdülmuhsin b. Muhammed Abbad, Meccelet'ül-Camiat'ül-İslamiyye, sayı 3, s. 598

İslam Alimlerinin Hz. Mehdi'nin Gelişi İle İlgili İzahları

Birçok büyük İslam alimi ahir zamanda Hz. Mehdi'nin gelişinde hiçbir şüphe olmadığını ifade eden açıklamalar yapmıştır. Bunların arasında en ünlülerinden biri Muhyiddin Arabi'dir. Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinde Muhyiddin Arabi şöyle

söylemektedir :

Muhakkak ki, yeryüzü zulüm ve haksızlık ile dolduğu sırada Allah'ın halifesi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak... Genel kazancı halka arasında eşit olarak paylaştıracak, halka adaletle hükmedecek ve anlaşmazlıklarda

hakemlik edecek... Allah onun işini bir gecede düzene koyacak, zafer hep onun önünde yürüyecek... Ayağını Peygamberin ayağının yerine koyacak ( onun izinde yürüyecek) ve hiçbir zaman sapmayacak... Dağınık dinleri ( batıl inançları)

ortadan kaldırıp, sadece hak dini hakim kılacak...( Muhyiddin Arabi, el-Futuhat El Mekkiye, 366. bab, C.3, s. 327-328 )

Bu konuda açıklama yapan bir diğer kişi ise Mısırlı ünlü yazar Şeyh Mansur Ali Nasif'tir. Bir eserinde Mehdilik inancını şu şekilde tanımlamaktadır :

Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat kaçınılmaz olarak zuhur edecek, İslam topraklarına hakim olacak, Müslümanlar kendisini izleyecek ve O, Müslümanlar arasında adaletle, hakkaniyetle davranacak, dini sağlamlaştıracak. Ondan sonra Deccal

ortaya çıkacak ve Mesih ( Hz. İsa) inerek Deccal'ı öldürecek veya öldürülmesinde Mehdi'ye yardım edecektir. ( Et-Tac'ül-Camiü Lil-Usul, C.5, s. 341)

Mısır el-Ezher Üniversitesi İnançlar Kürsüsü’nde öğretim görevlisi olan yazar Seyyid Sabık ise, İslam Konferansı tarafından seçilmiş bir kitap olarak yayınlanan el-Akaid'ül İslamiyye isimli kitabında Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili şu

açıklamaları yapmaktadır :

Mehdi hakkında sözün özü şu ki; O, zamanın sonunda, pek yakında zuhur edecektir... Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken, O, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. O muhakkak surette İslam kanununu ortaya koyacak ve yıpratılmış olan

Peygamber sünnetini canlandıracaktır. ( El-Akaid'ül-İslamiyye, s. 250)

Alaeddin Ali b. Hişam Muttaki Hindi de, "er-Reddü" isimli kitabında şöyle demiştir :

Allah'ın rahmeti sana olsun bil ki; vaad edilen Mehdi'nin varoluşunda hiç kuşku yoktur. Üç yüz hadis ve eserle hatta daha fazlası ile bu kanıtlanmıştır. ( Casim Mühelhil, el-Burhan, c.1, s.339 / Mehdilik ve İmam Mehdi, s. 328 )

Ünlü İslam alimlerinin, bu açıklamaların yanı sıra, Hz. Mehdi'nin gelişi ile ilgili konuların Ehl-i Sünnet inancı olduğuna dair de detaylı açıklamaları mevcuttur. Bu açıklamalardan birkaçını şöyle sıralamak mümkündür :

Ebu Muhammed Hasan b. Ali el-Berbehari Hanbeli "Şerh'üs-Sünnet" isimli kitabında Ehl-i Sünnet inançlarını sıralayarak şöyle yazıyor : "...Ve Meryem oğlu İsa'nın gökten ineceğine, Deccal'ı öldüreceğine ve Muhammed ( SAV) oğullarından

Kaim'in ( Mehdi) arkasında namaz kılacağına inanmak." ( Casim Mühelhil, el-Burhan..., C.1, s. 426)

Doğru hadislere dayanılarak, kesin olarak inanılan bir konu da ( zuhur edecek olan) Mehdi'nin varlığıdır. Onun zamanında Deccal ve Mesih de ortaya çıkacaktır. ( İbni Hacer, Ahmed b. Muhammed Haytemi Şafii, el-Kavl'ül-Muhtasar fi

Alamat'il Mehdiyyül-Muntazar, s. 74)

Eb'ul-Eşbal Ahmed Muhammed Şakir "Şerh-i Müsned-i İmam Ahmed" isimli kitabında : Birçok sahabeden doğru senetlerle ulaşan doğru sünnete göre : ( Mehdi'ye inanmak) kanıtlanmış, bunun doğruluğundan kuşku duymak kimsenin haddinde

değildir. ( Casim Mühelhil, el-Burhan... Mukaddimesi, C.1, s. 343)

Demek ki, Mehdi'nin zuhur edeceğine inanmak vaciptir, ona inanmak Peygamber ( sav)'in buyruğunu doğrulamak için gereklidir. Nitekim bu konu Ehl-i Sünnet inanç kitaplarında kayeddilmiş ve kanıtlanmıştır. ( Eb'ul-Feyz Ahmed b. Muhammed

Ğumari Şafii, İbraz'ül-Vehm'ül-Meknun, s. 3-4)

İslam alimlerinin Hz. Mehdi'nin gelişi ve yapacakları hakkındaki hadisler ile ilgili yaptıkları bu izahlar kuşkusuz son derece önemlidir. Ancak daha da önemlisi Peygamberimiz ( sav)'in ahir zaman ve Hz. Mehdi ile ilgili hadislerinin

günümüzde tek tek ve birbiri ardısıra gerçekleşiyor olmasıdır. Kuşkusuz bu olayların Peygamberimiz ( sav)'in bir mucizesi olarak gerçekleşmesi, doğrulukları üzerinde herhangi bir şüpheye imkan bırakmamaktadır.

---------------------

Hz. Mehdi'nin Mücadelesi

39- Hz. Mehdi Mücadelesine Kaç Yaşlarında Başlayacaktır?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin mücadelesine başladığı yıllarda 30 ila 40 yaşları arasında olacağını haber vermiştir :

Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-

Makdisi “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
40- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Mücadelesi ve Kararlılığı Nasıl Anlatılmıştır?

Mehdi işi sıkı tutacak.( Kıyamet Alametleri , s. 175)

İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi ( Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)

Mehdi hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)

Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39)
41- Hz. Mehdi Hakkında Olumsuz Propaganda Yapılacak Mıdır?

Peygamberimiz ( sav) devrinde İslam düşmanları, onu kötülemek için o devrin yayın organı sayılan şairleri kullanıyorlardı. Şairler, panayırlarda, çarşılarda Peygamber ( sav)'e cahilce çeşitli hakaretler ediyor, ona deli, büyücü, kahin

şeklinde iftiralar atıyorlardı. Ahir zamanda da inkarı benimseyen kimseler Hz. Mehdi hakkında olumsuz propaganda yapacak, kendilerince halkın nazarında bu mübarek şahsın itibarını sarsmaya çalışacaklardır.

Hadislerde Hz. Mehdi'nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. "Altınçağ" ise Hz. Mehdi'nin yeryüzünde bulunduğu son dönemlere aittir. Hz. Mehdi ve Müslümanlar ancak bu devirde rahata,

bolluğa, huzura kavuşacaklar ve sevgiye, barışa, kardeşliğe dayalı bir hayatı bu devirde yaşayacaklardır.
42- Hz. Mehdi Mücadele Yıllarında Zorluk ve Sıkıntıyla Karşılaşacak Mıdır?

İnkar içinde olan toplumları uyarmak ve onları doğru yola davet etmek için gönderilen tüm elçiler, gönderildikleri kavimler tarafından yalanlanmış ve onların çeşitli itham ve iftiralarına maruz kalmışlardır. Peygamberimiz ( sav)'in

hadislerinde Ehl-i Beyt'ten gelecek olan Hz. Mehdi'nin de bu gibi eziyet ve sıkıntılarla karşılaşacağı haber verilmiştir. ( En doğrusunu Allah bilir)

Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beyt’im muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve

mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)

Peygamberimiz Hz. Muhammed ( sav)'in aşağıdaki hadisi de böyle bir durumu, "Hz. Mehdi'nin biat sırasında, kendisinin birçok kahr ve haksızlığa uğradığını insanlara açıklayacağını" haber vermektedir :

.. Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der :

"Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık." ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

Hadislerde bildirildiği gibi, İslam ahlakının Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlar arasında hakim olmadan önceki devrede Hz. Mehdi ve yardımcılarına, çeşitli sıkıntılar isabet edecek ancak daha sonra bu sıkıntılar Allah’ın izniyle

kaldırılacaktır.

Allah, Kuran'da birçok peygamberin kavimleri tarafından yalanlandıklarını, delilik ve büyücülük iftiralarına maruz kaldıklarını ve daha pek çok saldırı ve eziyetle karşılaştıklarını bildirmiştir. Elçiler tüm bu saldırılar karşısında

sabretmiş, onlara en güzel şekilde cevap vermişlerdir :

Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı... ( Enam Suresi, 34)

... Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz... ( İbrahim Suresi, 12)

Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki : "( Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." ( Duhan Suresi, 14)

İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin, mutlaka : "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir.( Zariyat Suresi, 52)

Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve : "( Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. ( Zariyat Suresi, 39)

( Firavun) dedi ki : "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım." ( Şuara Suresi, 29)

Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın.. ( Ahzab Suresi, 69)

Dediler ki : "Onun için ( yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." ( Saffat Suresi, 97)

Sonra onlarda ( Yusuf'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak ( görüşü) ağır bastı. ( Yusuf Suresi, 35)

... O inkar edenler, zikri ( Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar. ( Kalem Suresi, 50-51)
43- Hadislerde Hz. Mehdi ve Cemaatinin İnkar Edenlerin Baskıları Karşısında Gösterecekleri Tavır Nasıl Anlatılmaktadır?

Peygamberimiz ( sav) hadislerinde Hz. Mehdi ve beraberindeki kimselerin, inkar edenlerin olumsuz propagandaları ve baskıları ya da yaşadıkları zorluk ve sıkıntılar karşısında imanlarındaki kararlılıklarından hiçbir şekilde

vazgeçmeyecekleri haber verilmiştir :

Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. ( Süneni İbni Mace-10-259)
44- Hadislere Göre, Hz. Mehdi İlk Başlarda Çalışmalarını Gizli mi Yokda Açık Olarak mı Yürütecektir?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi'nin henüz halk tarafından tanınmadığı ilk dönemlerinde faaliyetlerini gizli olarak gerçekleştireceği bildirilmiştir :

Geceleri ibadetle meşgul olup, gündüzleri gizli olacak... ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Hz. Mehdi'nin geldiği dönem ahlaki dejenerasyonun çok ciddi boyutlara ulaştığı, inkar edenlerin din ahlakına ve inananlara karşı çok şiddetli bir düşmanlık besledikleri, gizli ve açık yoğun bir faaliyet içinde oldukları, çok çetin bir

dönemdir. Böyle bir dönemde insanlardan gizli kalması ve tanınmaması, Hz. Mehdi'nin inkar edenlerin saldırılarından korunmasına vesile olacaktır.

Bu dönem, Hz. Mehdi'nin inkarcı ve müşrik sistemlerle çok büyük bir fikri mücadele yürüttüğü, din ahlakının yayılması için dünya çapında faaliyet yaptığı bir dönem olacaktır. İnsanların çoğunluğu tarafından tanınmaması, faaliyetlerinin

ilk yıllarında Hz. Mehdi için çok büyük bir kolaylık sağlayacak, İslam ahlakının insanlar tarafından kabulünü de hızlandıracaktır ( en doğrusunu Allah bilir).
45- Hadislerde Hz. Mehdin'nin Mücadelesinin İlk Devrelerinde İki Kez Ortadan Kaybolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin mücadelesine başladığı ilk dönemlerde “iki kez ortadan kaybolacağı” haber verilmiştir.

Ebu Abdullah Hüseyin bin Ali aleyhi’s-selâm’dan şöyle buyurduğu rivayet edilir :

Bu işi yapacak olanın ( yani Mehdi’nin) iki gaybeti ( kayboluşu, görünmemesi) vardır. Bu iki gaybetin biri o kadar uzayacak ki, bazıları : “O öldü”, bazıları da : “O gitti” diyeceklerdir. Ne onu sevenler, ne de başkaları onun yerini

bilemeyecekler, sadece ona çok yakın hizmetçisi onun yerini bilir. ( “el-Saa Fi Eşrat-is Saa” s. 93 Mısır bas.)
46- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Tebliğ Gücü Nasıl Tarif Edilmiştir?

Hz. Mehdi, kuru bir ağacı diktiğinde de ağaç hemen yeşillenip yapraklanacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)

O ( Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek. ( Kıyamet Alametleri, s. 165)

Mehdi bir yere kuru bir dalı diker ve dal yapraklanıp yeşillenir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 67)

Bir tevili şudur ki :

Hz. Mehdi, "kuru bir ağaç'a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan böyle bir insanın, bu sefer yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine

ve bütün insanlığa faydalı hale geleceğine işaret edilmiştir ( en doğrusunu Allah bilir). Aşağıdaki hadis-i şerifte de benzer bir şekilde; önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın, ahir zamanın büyük mürşidinin irşad ve

tedrisiyle ( ders vermesiyle) inşaAllah bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceğine, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceğine işaret edilmiştir. ( Allahualem)

Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak. ( Kıyamet Alametleri, s. 186)

İmam Rabbani Hazretleri de eserlerinde kendisine verilen gücü aynı benzetmeyle ifade etmektedir :

Allah-ü Taala, hidayet işinde; bana büyük bir güç verdi. O kadar ki : Kuru bir ağaca teveccüh etsem; o kuru ağaç hemen filizlenir.( Mektubat-i Rabbani, 1/18 )
47- Hz. Mehdi İslam Ahlakını Dünyaya Nasıl Hakim Kılacaktır?
Hz. Mehdi İslam ahlakını ilmi çalışmalarıyla hakim edecektir

Hadislerde bildirildiği gibi Hz. Mehdi döneminde hiç kimsenin burnu kanamayacak, hiç kimse zarar görmeyecek, hatta uyuyan kişi dahi uyandırılmayacaktır. Bu da Hz. Mehdi'nin fikri bir mücadele yürüteceğini göstermektedir. Hz. Mehdi,

fikren din ahlakına uygun olmayan akım ve sistemleri susturacak, ilmi çalışmayla İslam ahlakını hakim edecektir.

Zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 42)

Mehdi, Peygamberin ( sav) yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)

Mehdi...gayet sükünet içinde yürüyecektir. ( Kıyamet Alametleri, s. 173)
48- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Tüm Mezhepleri Ortadan Kaldırarak Dini Özüne Döndüreceği Nasıl Bildirilmiştir?

Hadislerde verilen bilgilere göre Hz. Mehdi, kendisinden önce gönderilmiş olan tüm müceddidlerden farklı birtakım özelliklere sahip olacak ve bu vasıfları taşımasıyla ahir zamanın Büyük Mehdisi olduğu anlaşılabilecektir. Hz. Mehdi'nin bu

önemli özellikleri arasında “en büyük müceddid” ( her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi) ve “en büyük müçtehid” ( ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük

İslam alimi) vasıflarını taşıması da olacaktır. “Müceddid” dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre açıklayan, “müçtehid” de ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi ve önderidir. Bu vasıftaki büyük zatlar, İslam

toplumlarına örnek olmuş, yol göstermiş, zamanın kutbu olmuş önderlerdir. Bu önderlerden kimi içtihat etme ( hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm verme vasıflarından dolayı "mezhep

önderleri" olmuşlardır; Müslümanlar da onlara uymuşlardır. İmam Hanefi, İmam Şafi, İmam Hanbeli, İmam Maliki bu önderlerden olup 4 mezhebin kurucularıdır. Bütün ehl-i sünnet onların verdiği hükümlerle amel etmektedir. Bu müçtehid ve

müceddidlerin en büyükleri ise Hz. Mehdi olacaktır.

Bu da Hz. Mehdi'nin içtihat etme ( hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye en yetkili kişi olarak, “tüm mezhepleri kaldıracağını” göstermektedir. Zira en büyük mezhep imamı

olduğuna göre zaten tüm diğer mezhepleri kaldırması gerekir. Zamanında herkesin ona uyacağının bildirilmiş olması da bunu doğrulamaktadır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi ise "Fütühat-ül Mekkiye" isimli

eserinde bu konuda şöyle bilgi vermiştir :

... Mehdi, dini Peygamber ( sav)'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak. ( Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186

-187)

Hüseyin Hilmi Işık ise, Saadet-i Ebediye adlı eserinde Hz. Mehdi'nin bu özelliğini şöyle haber vermiştir :

Hazret-i Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecektir. Resullulah Efendimiz ( sav)’in soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam’la buluşacak, mezhepleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak. ( H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, s. 35)
49- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin Dine Sonradan Sokulan Tüm Bidatları Ortadan Kaldıracağını Haber Vermiş Midir?

Bidat, ‘dinin aslında olmadığı halde, dine dahil edilen adetler’ anlamına gelir. Peygamberimiz ( sav) de hadislerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği vazifelerden birinin, ‘dine sonradan sokulan tüm yanlış inanç ve uygulamalardan

arındırarak İslam dinini Peygamberimiz ( sav) döneminde yaşandığı gibi özüne döndürmek’ olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin bu özelliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir :

Hz. Mehdi hiçbir bidatı bırakmayacak. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)

Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber ( sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)

Hz. Peygamber ( sav) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa, Hz. Mehdi de en sonunda aynı şekilde İslam'ı ayakta tutacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 27)
50- Hz. Mehdi'nin Mücadelesi Ne Zamana Kadar Sürecektir?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin inkarcı felsefeleri fikri olarak tümüyle etkisiz hale getirerek İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı bildirilmiştir. Hz. Mehdi, Kuran ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılana kadar

mücadelesine devam edecektir. Bir hadiste bu durum şöyle haber verilmiştir :

İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. ( El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)
51- Hz. Mehdi'nin Mehdiliğini Herkes Kabul Edecek Midir?

Hz. Mehdi tam manasıyla ortaya çıktığında, Hz. Muhammed'in bildirdiği şekil ve sureti, mücadelesi, yardımcıları, fethedeceği yerler ile ilgili bütün hadis-i şeriflerle uygunluk gösterecek, böylece bu konuda hiç kimsenin kalbinde en ufak

bir şüphe ve tereddüt kalmayacaktır. Herkes tam kanaat getirerek, onun Mehdiliği'ni tasdik edecektir. Hadislerde Hz. Mehdi'nin Mehdiliği’nin, tam olarak ortaya çıkıtğı dönemde herkes tarafından kabul edileceği şöyle bildirilmektedir :

Onun ismiyle semadan nida olunacak ve hiç kimse onun Mehdiliğini inkar etmeyecektir. ( El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 47)

Bir adam ( Mehdi) semadan ismiyle mutlaka çağırılacak ve delil onu inkar etmeyecek, zelil ona mani olmayacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 52)

Gökten bir ses gelecek, onu ne delil inkar edecek ve ne de delil olmaktan o alıkonacak.( Kıyamet Alametleri, s. 200)
52- Hadislerde İnsanların Hz. Mehdi'ye Nasıl Tabi Olacakları Bildirilmiştir?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde insanların arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi Hz. Mehdi'ye gelip sığınacakları haber verilmiştir :

Ebu Said Hudri Resulluh'dan rivayet ediyor : Mehdi'nin izleyicileri ona sığınırlar, bal arılarının Kraliçe arıya sığındıkları gibi ( onun yanında güven ve huzur bulurlar), o yeryüzünü adalet ve dürüstlükle dolduracaktır.

--------------------

Hz. Mehdi'nin Özellikleri
1- Mehdi Konusunun Kaynağı Nedir? Güvenilir Kaynaklara Dayanmakta mıdır?

Mehdiyet konusu her dönemde İslam tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Pek çok İslam alimi, tarihçi ve araştırmacı Hz. Mehdi hakkında eserler kaleme almış ya da eserlerinde Mehdiyet konusuna önemli bir yer ayırmıştır. Bu eserler

incelendiğinde, Mehdiyet konusunun tartışmaya yer bırakmayacak derecede kesinlik gösterdiği her akıl ve vicdan sahibi Müslüman tarafından rahatlıkla anlaşılabilir. Tüm Ehl-i sünnet alimleri Hz. Mehdi'nin ahir zamanda geleceği konusunda

ittifak halindedirler. Peygamberimiz ( sav)'in müjdelediği bu şahsın geleceği ve İslam ahlakını yeryüzüne hakim edeceği hakkında muteber İslam alimleri arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur.
2- Hz. Mehdi İle İlgili Hangi Güvenilir Kaynaklarda Hadisler Rivayet Edilmiştir?

1) Tirmizi'nin Sünen'inde 3 tane,

2) Ebu Davud'un Sünen'inde 8 tane,

3) İbn-i Mace'nin Sünen'inde 8 tane,

4) Ahmed bin Hanbel'in Müsned'inde 12 tane,

5) Abdülrezzak b. Hemmam'ın el-Musannef'inde 8 tane,

6) İbn Ebi Şeyhe'nin el-Musannef'inde 14 tane,

7) İbn Hibban'ın Sahih'inde 7 tane,

8 ) Heysemi'nin Zevaid'inde 20 tane,

9) Suyuti'nin Cami'us Sağır'ında 8 tane,

10) el-Muttaki el-Hindi'nin Kenzü'l Ummal'inde 59 tane,

11) Hakim'in Müstedrek'inde 12 tane,

12) Deylemi'nin el-Firdevs'inde 7 tane,

13) Darekutni'nin Sünen'inde 1 tane olmak üzere, bu kaynaklarda Hz. Mehdi ile ilgili toplam 159 güvenilir hadis-i şerif bulunmaktadır.

Ayrıca büyük İslam alimlerinden,

İbn Kesir 3,

Hafız Busuri 2,

Zehebi 5,

Munziri 1,

Azimabadi 6,

Elbani 6 güvenilir hadis-i şerife eserlerinde yer vermişlerdir.

Bunlar Hz. Mehdi ile ilgili hadislerin bulunduğu güvenilir kaynakların sadece bir kısmıdır. Bunların dışında da daha pek çok güvenilir kaynakta Hz. Mehdi konusundaki hadisler ve açıklamalar vardır.
3-Hz. Mehdi’nin Muhakkak Çıkacağını Bildiren Hadisler Hangileridir?

Hz. Mehdi’nin ahir zamanda muhakkak çıkacağını bildiren hadislerden bazıları şunlardır :

Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, O ( Hz. Mehdi) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)

Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah onu uzatır ve Ehli Beytimden birisini ( Hz. Mehdi) melik kılardı. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)

Ümmetim arasında Mehdi gelecektir... Ümmetim onun zamanında iyi ve kötünün, benzeriyle nimetlenmediği bir nimetle nimetlenecek, sema üzerlerine bol yağmur yağdıracak, arz nebatından hiçbir şey saklamayacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi

Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 9)

Dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehli Beyt’imden birisi gelerek dünyaya hakim olurdu. Onun adı adıma, babasının adı babamın adına uyar. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır. (

Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)
4- Mehdi Kelimesinin Anlamı Nedir?

"Mehdi", kelime olarak, "hidayete ermiş, hidayet bulmuş kişi" anlamına gelir ( İslam Ansiklopedisi, "Mehdi", c. 5, s. 149). Dini literatürde ve halk arasında ise Peygamberimiz ( sav)'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği mübarek zatın

ismi olarak geçmektedir. Bir İslami kaynakta kelimenin tanımı şöyle yapılmaktadır :

"Mehdi" : Allah'ın hakikaten hak yoluna götürdüğü kimsedir. Bu sözcük, isimler arasında o kadar çok kullanılmıştır ki bilinen isimlerden olmuştur. Peygamber'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği kimse bu isimle adlandırılmıştır. (

İbn'ül-Esir el-Cezeri, "en-Nihaye fi Garib'il-Hadisi ve'l-Eser", c. 4, s. 244)

Bir başka kaynakta da Hz. Mehdi hakkında şöyle bir açıklama yer almaktadır :

“Mehdi Allah'ın hak yola erdirdiği kimsedir. Mehdi Peygamber'in ( SAV) ahir zamanda geleceğini müjdelediği, kendi ailesinden olan kimsenin adıdır. Yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak; zulüm ve haksızlıkla dolmuş iken. O

Konstantiniyye'de ( El-Müncid Fi'l-A'lam) Mesih ile birlikte olacak. Arab’a ve Arap olmayan herkese hükmedecek, Deccal'i öldürecek... Onun zuhur edeceğini dost ve düşman inkar etmiştir. Onun kıyamına dair rivayetler tevatüre ulaşmıştır.

Allah'ım! O'nun zuhurunu çabuklaştır...” ( Fahrettin et-Türeyhi, Mecma'ül-Bahreyn ve Matla'ün-Nayyireyn, c. 1, s. 475-476)
5- Hz. Mehdi Hangi Soydan Olacaktır?

Hadislerde Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz ( sav)'in soyundan olacağı bildirilmektedir. Hz. Mehdi'nin bu özelliğini haber veren hadislerden bazıları şöyledir :

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah ( c.c.) benim Ehl-i Beyt’imden ( soyumdan) bir zatı ( Hz. Mehdi'yi) gönderecek. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Benim Ehl-i Beyt’imden bir şahıs bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez. ( En-Necmu's Sakıb, Ukayli)

Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir. ( Sünen-i İbn Mace, 10/348 )

Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)

Mehdi, benim çocuklarımdan birisidir. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. ( Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi’nin “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)

Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerde belirtildiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. “Hz. Mehdi de seyyid olacaktır.”

Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Hz. Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. ( En doğrusunu Allah bilir).
6-Hz Mehdi Nerede Doğacaktır?

O, Medine'de doğacaktır... Nuaym b. Hammad. İmam Ali ( KV) den böyle nakletmiştir.

Kurtubi'nin Tezkiresinde, Onun Mağrib ülkelerinden çıkacağı, oradan gelip denizi geçeceği anlatılmaktadır. ( Kıyamet Alametleri, s.162, 7. baskı)

( Medine kelimesi Arapça’da “şehir” anlamına gelmektedir)
7- Hz. Mehdi'nin İsmi Ne Olacaktır?

Peygamber Efendimiz ( sav)’in pek çok hadisinde, Hz. Mehdi'nin adının Peygamberimiz ( sav)'in adına “muvafık” yani “uygun” olacağı bildirilmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir :

Ey insanlar, muhakkak Allahu Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammed'in en hayırlısı olan ve Mekke'de bulunan, İSMİ AHMED, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi'yi reis kılmıştır. Ona

katılınız. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)

Gökten şöyle bir ses duyulacak : “Ey insanlar artık Allah Cebbarları, Münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmeti Muhammed ( S.A.V)in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke’de ona katılın, O Mehdi’dir. İsmi de Ahmed B.

Abdullah’dır. Diğer bir rivayet : “Size Muhammed Ümmetinin en hayırlısı olan Cabir’i tayin etti. Mekke’de ona yetişin O Mehdi’dir. İsmi MuhammedB.Abdullah’tır!” ( Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El

Berzenci,
Pamuk Yayıncılık, 8. baskı, s. 165)

Rivayetlerin çoğunda Mehdi’nin ismi “Muhammed” olarak geçer; bazı rivayetlerde ise “Ahmed” diye anlatılır...

Ebu Davud ile Tirmızi’nin İbni Mesut ( RA)'dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü ( sav) şöyle buyurmuştur : “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” ( Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 9. baskı,

s.159-160)

Peygamberimiz ( sav) “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır...” diyerek, Mehdi ile isimleri arasında bir benzerlik olacağına dikkat çekmiştir. Bu konuya ilişkin bazı hadislerinde ise Mehdi’nin isminin

“Ahmed” olacağını haber vermiştir.

Peygamberimiz ( sav)'in ismi olan “Muhammed” ve hadislerde Mehdi’ye işaret eden “Ahmed” isimleri Arapça’da aynı fiilden gelmektedir ve anlam olarak da hadislerde belirtildiği gibi birbirlerine “muvafık” yani “uygun”dur.

Sözlük anlamlarına bakıldığında da, hadislerde işaret edilen Muhammed ve Ahmed isimlerinin bu anlam benzerliği açıkça görülmektedir :

Ahmed : Daha fazla övülmeye layık, çok, en çok methedilmiş olan.

Muhammed : Pek çok tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş mealinde bir isim.

Konuyla ilgili işari manada bir ayette ise şöyle bildirilmektedir :

.. benden sonra ismi "AHMED" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti... ( Saff Suresi, 6)
8- Hz. Mehdi’nin Kardeşi Olacak mıdır?

Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin kardeşinin az olacağı haber verilmiştir :

Kardeşi az olandır... ( Risalet ül Mehdi s.161)
9- Peygamberlere İndirilen Kitaplarda Hz.Mehdi Hakkında Bilgi Var mıdır?

Naim buyurdu ki : Ben Mehdi'yi Peygamberlerin suhufunda ( sahifelerde; Adem, Şit, İdris ve İbrahim peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum : "Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." ( Kitab-ül

Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)

Peygamberlere dair olan kitaplarda, "Mehdi'nin işi zulüm ve kötülük değildir" şeklinde işaret edilmiştir.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49)

İbni Münavi diyor ki : "Danyal ( a.s.)’in kitabında şöyle yazılıdır" Süfyanlar 3 tanedir, Mehdiler de 3’tür. 1. Süfyan çıkıp adı sanı yayıldığında ona karşı 1. Mehdi, 2. Süfyana karşı 2. Mehdi, 3. Süfyana karşı da Hz. Muhammed Mehdi

çıkacak ve Allah-u Teala daha önce fesada uğrayanları ve iman ehlini onunla kurtaracaktır. Sünnetler onunla ihya edilecek bidat ateşleri de onunla sönecektir. Onun zamanında insanlar aziz olacak ve kendi muhaliflerine galip

geleceklerdir. Güzel bir hayat sürülecek, yer ve gök bereketini artıracak, bu durum 7 yıl sürdükten sonra Mehdi vefat edecektir.( Bu hadis Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’nde

bulunan
el yazılı bir nüshasında mevcuttur.)

Peygamberimiz ( sav)'in ashabının Tevrat ve İncil'de müjdelenmeleri gibi, Hz. Mehdi de diğer peygamberlere indirilmiş kitaplarda müjdelenmekte; bu kitaplarda Hz. Mehdi'den övgüyle bahsedilmektedir.
10- Hadislerde Hz. Mehdi'nin Hakimiyetinin Hangi Peygamberlerin Hakimiyetine Benzeyeceği Bildirmiştir?

Kuran'da Zülkarneyn ve Hz. Süleyman'ın yaşadıkları dönemlerde yeryüzünde geniş çapta etkili oldukları haber verilmiştir. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ise, Hz. Mehdi'nin de Zülkarneyn ve Hz. Süleyman gibi İslam ahlakını bütün

yeryüzüne hakim edeceği haber verilmiştir :

Mehdi tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 30)

Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kafirdir. Müminler, Zülkarneyn ve Hz. Süleyman, kafirler ise Nemrud ve Buhtunnasır'dır. Beşinci olarak Ehl-i Beytimden birisi ( Hz. Mehdi) gelecek ve o da dünyaya malik olacaktır. (

Kitab'ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, s. 10)
11- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerde, Hz. Mehdi'nin Gelişinin Mülümanlar İçin Bir Müjde Konusu Olduğu Nasıl Bildirmiştir?

Peygamberimiz ( sav), "Mehdi ile müjdelenin" ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) buyurarak, Hz. Mehdi'nin gelişini heyecan ve şevkle beklemenin, bu mübarek şahıs için hazırlık yapmanın önemine dikkat çekmiştir.
12- Peygamberimiz, Hz. Mehdi Geldiğinde Mülülmanların Ona Uymalarının Önemini Nasıl Bildirmiştir?

Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Mehdi'dir. ( İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)


----------------------

Hz. Mehdi'nin Fiziksel Görünümü

13- Hadislerde, Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özellikleri Hakkında Bilgi Verilmiş midir?

Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin ahlakı ve mücadelesinin yanı sıra, fiziksel özelliklerini de çok detaylı olarak tarif etmiştir. Peygamberimiz ( sav)'in Hz. Mehdi hakkındaki tasvirleri o kadar detaylı ve açıktır ki, Hz. Mehdi ortaya

çıktığında kendisini görenler bu tasvirlerden hemen kendisini tanıyacaklardır.

Bir ayette, Kitap Ehli'nin Peygamber Efendimiz ( sav)'i "çocuklarını tanır gibi" tanıyacakları bildirilmektedir :

Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu ( peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. ( Bakara Suresi, 146)

Bu ayet işari manada, Hz. Mehdi'nin tanınmasına da işaret etmektedir. ( En doğrusunu Allah bilir.) Hz. Mehdi de ortaya çıktığında, Peygamberimiz ( sav)'in tasvirleri ışığında, insanlar onu çocuklarını tanır gibi tanıyacaklardır. Ancak

buna rağmen bazı insanlar, bu mübarek şahsı tanımazlıktan gelecekler ve kendisini inkar edeceklerdir.
14- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi'nin Fiziksel Özelliklerini Nasıl Tarif Etmiştir?
Güzel ve Nurludur

O ( Mehdi) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. ( Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den)

Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22)

... Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. ( Deylemi, c. IV, s. 221, İbnu'l Cevzi, c. II, s. 558; Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil
Mehdi”)

O ( Mehdi), orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir... Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib

Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Mehdi benim çocuklarımdandır. Onun yüzü, parlak yıldız gibidir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Güzel yüzlüdür. Yüzünün nurları ona azamet verir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

... Yüzünde parlak yıldız gibi bir renk vardır...( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 12

Kuran’da da Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğini şu şekilde haber vermektedir :

... ( Yusuf'a da : ) "Çık, onlara ( görün)" dedi. Böylece onlar onu ( olağanüstü güzellikte) görünce ( insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde) büyüttüler... ( Yusuf Suresi, 31)
Siyah Saçlıdır

Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. ( Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd Dürer'den)

Siyah saçlıdır. Siyah sakallıdır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

Yüzünün nuru, saçının, sakalının ve başının siyahlığı üzerine gün gibi parlar ve ona yücelik verir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)
Yüzünde Ben Olması

Yüzünde bir ben bulunacaktır.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)
Omuzunda Peygamberin ( sav) Alameti Vardır

Mehdi'nin omuzunda Peygamber Efendimiz ( sav)'deki alamet bulunacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)

Omuzunda Peygamber ( sav)'in alameti vardır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 165; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23)

Omuzunda Peygamber ( sav)'in nişanı vardır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)

Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed ( sav)'de olduğu gibi açık bir işaret olan "Peygamberimiz ( sav)'in alameti" olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in alameti, İslami kaynaklarda şu

şekilde bildirilmektedir :

Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir : "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." ( Sünen-i Tirmizi, 6/126)
Rengi

Hz. Mehdi'nin rengi arabi… ( İbn Hacer El Mekki; "El-Kavlü'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar", s. 15-75)

Not : Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.

Hz. Peygamber ( sav)'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz ( sav)'le aynı renkte olacağı

anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah ( sav)'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir :

Enes b. Malik, Peygamber ( sav)'in rengi hakkında şöyle dedi : Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. ( İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )

Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri'nin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem

Hazretleri'nin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. ( İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )
Genel Görünümü

Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)

Cismi, İsrail cismidir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)

Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. ( Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)

O … heybetli bir adamdır. ( İkdüd dürer)

Hz. Mehdi'nin bedeni İsraili'dir. Hz. Mehdi, sanki Beni İsrail ricalindendir ( önde gelenlerindendir) ( İbn Hacer El Mekki)

Cismi, İsrail bünyesi gibidir. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

( Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir adama benzemektedir. ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Sanki o, İsrailoğullarından bir adam gibidir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam
El-Mehdi El-Muntazar”)
Geniş Vücutlu Olması

Hadislerde Hz. Mehdi'nin karnının, göğsünün, alnının, bacak aralıklarının, uyluklarının geniş olduğu bildirilmektedir. Alnının geniş olmasıyla orantılı olarak başı da büyük olacaktır. Tüm bu tasvirlerden, Hz. Mehdi'nin tüm vücudunun

geniş olduğu anlaşılmaktadır.

İri gövdeli... ( Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

O, alnı açık… karnı büyük, iki uyluk arası açık… ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)

O, açık alınlıdır. ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

İki uyluk arası açık...( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

Hz. Mehdi, Hz. Hasan'In soyundandır. Bacakları aralıklıdır. ( Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)

... Onun... alnı geniştir. Yeryüzünü adaletle dolduracak v emalı bol bir şekilde dağıtacaktır. ( Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, s. 22)
Boyu

Mehdi, orta boylu olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

Mehdi’nin adı Muhammed b. Abdullah'tır. O, orta boylu... ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)

Peygamber Efendimiz ( sav)'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz :

Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki : Resulullah ( sav) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen "Rab'a" kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi

kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. ( Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15)
Alnının Açık ve Geniş Olması

Hz. Mehdi'nin alnın açık ve geniş olmasına orantılı olarak başının da büyük olacağı hadislerden anlaşılmaktadır.

Mehdi bendendir... Açık alınlıdır.( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)

Mehdi bizdendir, alnı açık...( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21)

Allahü Teala, benim neslimden, alnı açık, yeryüzünü adaletle doldurarak malı ve eşyayı insanlara bol bol ikram eden bir evladımı gönderecektir.( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

O, açık alınlıdır.( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

Muhakkak ki Allah, benim neslim içinde alnı açık ( olan) bir şahıs gönderecektir.( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 11)
Karnın Geniş Olması

O, alnı açık... karnı büyük, iki uyluk arası açık... ( Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar, s. 13)
Uylukları Uzundur

Uylukları uzundur, rengi Arap rengidir. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 162-163)
Yürüyüşü

Bir özelliği de yürürken uyluklarının açık ve birbirinden uzak olmasıdır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32
Yaşı

Hadislerde belirtilen Hz. Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.

Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 16)

Mehdi benim neslimdendir. O 40 yaşındadır. Sanki yüzü parlak bir yıldızdır... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdisi “Fevaidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)
Sakalı

Sakalı bol ve sık olacaktır. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23),

Sakalı sıktır. ( Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 163)
Burnu Güzeldir

Onun alnı geniş, burnu ise ince olacaktır. ( Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt, s. 365)

O, açık alınlı, küçük burunlu… ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)

O açık alınlı ve ince burunludur. ( Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17) ( Süneni Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şail yayıncılık, K. el-Mehdi ( 35), s. 404)
Kaşları ve Gözleri

O, açık alınlı, küçük burunlu, iri gözlü... ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Naim Erdoğan, s. 163)

Kaşı kavislidir. ( Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, "Kıyamet Alametleri" Pamuk Yayınları, Trc. Naim Erdoğan, s. 163)

Hz. Mehdi'nin kaşları... araları açık... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

Hadiste Hz. Mehdi'nin kaşlarının aralarının açık olmasıyla, gözü ve kaşı arasında mesafenin geniş olduğu ifade edilmektedir.
Dişlerinin Güzelliği ve Parlaklığı

Dişleri parlak olacaktır. ( Nuaym b. Hammad, vr. 52a; El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 41)

Mehdi, gür sakallı, ön dişleri parlak... ( Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

---------------------
Hz.Mehdi a.s’in Manevi Özellikleri Ve Çikiş Alametleri

HZ.MEHDİ A.S’IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ VE ÇIKIŞ ALAMETLERİ

Hz.Mehdi Hilafet Merkezinin Bulunduğu Yerden Çıkacaktır :
Hz.Mehdi’nin çıkacağı yer konusunda farklı rivayetler mevcuttur.Üstad Bediüzzaman Said-i Kurdi, bu ihtilaflı rivayetler hakkında şöyle bir yorum yapmaktadır : “Ahir zaman hadislerini aktaran alimler, ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır. Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak, her alim kendi zamanının hilafet merkezi olan Irak, Şam, Kûfe, Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır. Ancak bu rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet Merkezi’nde gerçekleştiğidir. (24.Söz-5.Şua, 9.Mesele)
Bediüzzman bu sonuca varmıştır. Bilindiği gibi son hilafet merkezi İstanbul’dur. Halifelik geçen yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Yani hilafetin son bulduğu yer Türkiye topraklarıdır. Öyleyse ahirzamanda gelmesi beklenen Hz.Mehdi (as) bu topraklar üzerinde doğacaktır. Burada sözü Bediüzzaman Said-i Nursi’ye verecek olursak : “Çok zaman evvel bir ehl-i velâyetten işittim ki; O Zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (bir anlam çıkartmış) ve kanaati gelmiş ki : “Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’atlar karanlığını dağıtacak.” Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle O nurani zatlara zemin hazırlıyoruz” (28.Mektup, 7. Mesele, 5. Sebep)

E)Hz.Mehdi’nin Özellikleri :
aa) Hz.Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir : Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Hz. Mehdi’nin, Allah korkusu çok güçlü olan bir kimse olacağı bildirilmektedir : “Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” Başka bir hadiste : Mehdi Allah’a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. (Kıyamet Alametleri, sf.163) Ben Mehdi’yi Peygamberlerin sahifelerinde şöyle bulurum : “Mehdi’nin amelinde ne zulüm ne de ayıp vardır.” (Kitab-ül Burhan sf. 21) Hadislerde verilen bu bilgilerden Hz. Mehdi’nin, çevresinde Allah’a olan bağlılığı, ihlası ve üstün ahlakıyla dikkat çeken bir kimse olacağı anlaşılmaktadır.

bb)Çağının en büyük müceddididir :
Müceddid, dini hakikatleri devrin ihtiyaçlarına göre ders vermek üzere gönderilen, kendi çağının en büyük alimi anlamına gelmektedir. Resuluİlah (s.a.v.) buyurdu : “Mehdi, bizden Ehli Beyttendir. Allah Onu bir gecede ıslah eder. (olgunlaştırır).” “O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Mehdi denilmiştir.”( Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman). Bir tevili şudur ki : Bütün zahiri ilimler, istenildiğinde herkes tarafından okuyarak, araştırılarak öğrenilebilir. Bir de çalışılarak elde edilemeyen, ancak Hz. Allah’ın bir lütfu olan ve onu istediği kuluna verdiği “Vehbi ilim” vardır. Yukarıdaki rivayette “kim- senin bilemediği” denilerek Mehdi’nin böyle bir ilme sahip olduğu anlatılmak istenmiştir. Bu ilmin “Ledün ilmi” olması da muhtemeldir. Kehf suresinde Musa (a.s.) ile ismi verilmeyen mübarek bir şahis arasında geçen kıssada, benzer bir ilimden bahsedilmektedir. (Rivayetlerde bu şahsın Hızır a.s. olduğu anlatılır.)
Bu konuda Bediüzzaman’ın güzel açıklamalarından bazıları : “Allah-u Teala, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir nurani zatı gönderecek ve o zat da, ehl-i beytten olacaktır… Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. (Mektubat, 411-412).” Mevdudi ise şöyle diyor : “…Tam manasıyla dini ihya edecek, her alanda devrim yapacak ve tam bir başarı kazanacak kamil bir müceddid maalesef şimdiye kadar dünyaya gelmemiştir. Fakat hem akıl ve mantık, hem tabiat kanunları ve dünyanın gidişatı böyle bir müceddid veya önderin doğmasını gerektirmektedir…İşte bu liderin adı “El-İmam-ül Mehdi” olacaktır; ki bu hususta Hz.Peygamber (as)’ın açık hadisleri vardır…Mehdi (as) çağdaş bir lider olacaktır. Çağının bütün ilim ve tekniğine iyice vakıf olacaktır. Hayatın bütün meseleleri hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olacaktır. Aklı, zekası, siyasi kabiliyet ve savaş tekniğinin bilgisi bakımından herkesten üstün olacaktır. Kısacası, çağın ilericilerini çok geride bırakacak bilgi, yetenek ve güce sahip olacaktır…”(Mevdudi, Hz.Peygamber’in Hayatı, sf 396-397-398 )

cc)Çağının En Büyük Komutanıdır :

“Çalışanlar üzerine disiplinli olması, malı cömertçe vermesi ve yoksullara karşı çok merhametli olması, Mehdi’nin alametlerindendir.”(Mehdiyy-il Ahirzaman). Ebu’l Ala Mevdudi ne güzel açıklıyor : “Şuna inanı -yoruz ki, İmam Mehdi geldiği zamanın en ideal komutanı, lideri olacaktır. Buradaki idealden maksadım şudur : çağın bütün gerçeklerini bilecek, tam bir yönetici yeteneğine sahip bir insan olacaktır. Korkarım ki, onu ilk reddedecek olanlar gelenekçi ulema sınıfı ve sufi takımından başkası olmayacaktır. Çünkü onlar göreceklerdir ki, bu insanın, tasavvurlarındaki Mehdi ile hiçbir ilgisi yok.”(Mevdudi, İslamda İhya Hareketleri). Aynı konuda Üstad ise şöyle diyor : Büyük Hz. Mehdi’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad aleminde. (Şualar, 456).

dd) Tebliğ (İrşad) Gücü :
“Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacak.”(Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 186). “O (Mehdi) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anında yeşillenip yaprak verecek.” Bu ikinci hadis zahiri ma- nalarının dışında farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu yorumlardan biri şu şekilde olabilir : Mehdi “kuru bir ağaç”a benzetilen bir insana teveccühüyle ve onu irşad etmesiyle; önceleri tıpkı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan bu insanı, bu kez yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına, yani dinine, halkına ve bütün insanlığa faydalı hale getirecektir.

“Bu önder ve lider, ruhta ve özde İslam olan yeni bir düşünce ekolü ve hareket tarzı belirleyecektir. O’nun başlattığı hareket ve düşünce akımı, kafaları ve insanların yaşantılarını temelden değiştirecektir. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamlı olacaktır ki, hem siyasi hem de kültürel nitelikler taşıyacaktır. Cahiliye bütün gücüyle O’na karşı koymaya, O’nu yıkmaya çalışacaktır ama zafer Mehdi (as)’nin olacaktır.” (Mevdudi, Hz. Peygamber’in Hayatı, sf 399)

ee) Mücadelesindeki Kararlılığı :
Hz.Mehdi’nin bu özelliğiyle ilgili rivayetler çoktur. Bunlardan bazıları şöyledir : “Mehdi işi sıkı tutacak.” (Berzenci, s. 175). “İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.” (Mehdiyy-il Muntazar, s. 23). “Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytim’e mensup birisi (Mehdi) sahip olmadan günler geceler bitmeyecektir.” (Kitab-ül Burhan s.12). “Mehdi (as) hesabını çok seri bir şekilde görecek ve vaadinden dönmeyecektir.” (Kitab-ül Burhan s. 24). “Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır.” (Mehdiy-yil Muntazar, s. 39)

ff) Sadece Allah’a Dayanıp Güvenmesi :

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde “halkın büyük kısmının Hz. Mehdi’ye yardımcı olmaktan kaçınacağı”, fakat sadece Allah-u Teala’ya dayanan Mehdi (as)’ın insanların yardımına tenezzül etmeyeceği şöyle haber verilmiştir : ” Mehdi bizden, Ehl-i Beyttendir. O, benim ümmetimden, tenezzül etmeyen (Allah’tan başka hiçbir varlığa minnet duymayan) bir adamdır.” ” Benim ümmetimden, daima Allah tarafından desteklenen ve onlara yardımcı olmayan halkın zarar veremeyeceği bir cemaat kıyamet kopuncaya kadar hiç eksik olmayacak. Ümmetim içinde daima böyle bir taife (topluluk) bulunacaktır.” (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 16) “Kıyamet ancak, ümmetimden bir taife, insanlara galip olduğu halde kopacaktır. Bu taife ne kendilerine yardımcı olmayanlara ne de yardımcı olanlara bakmayacaklar.” (onların davranışlarına, ehemmiyet vermeyeceklerdir.) (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 19)

F) Mücadelesinin Özellikleri :
aa) Belli Bir Süre Tanınmayacaktır :
Mehdi (as), vakti gelinceye dek gizlenecektir. Vaad olunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır…(Beklenen Mehdi, sf 39). Bu durumu Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir : “…öyle tefsir etmişlerdir ki, bu eşhas harika çıktıkları vakit bütün dünya onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik : Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (Hz.Mehdi), hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de başlangıçta Deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı âhir zaman tanınabilir.” (Mektubat, 54). Aynı konuda Araştırma Dergisi’nde şöyle bir ifade geçmektedir : “Bu hayırlı insanların (Hz.İsa ve Hz.Mehdi) ortaya çıkışlarının ilk dönemlerinde tanınmamalarında elbette ki pek çok hayır ve hikmet vardır. Bu gizlilik, Allah’ın izniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye pek çok konuda kolaylık sağlayacak ve aynı şekilde onların pek çok kötülükten korunmalarına da vesile olacak olabilir”. (Temmuz sayısı)

bb) Hz.Mehdi, İnsanlar Kendisinden Umut Kesince Çıkacaktır :

Deccal’in sahip olduğu değişik güçler (Askeri,ekonomik, idari, teknolojik güçler ile medya-basın gücü) tüm imkanlarını kullanarak halkı yanlış inançlara, büyük bir korkuya ve umutsuzluğa itmeye çalışacaktır : “İnsanların ümitsiz olduğu ve “Hiç Mehdi falan yokmuş” dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir…” (Kitab-ul Burhan sf. 55) “…Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar…” (Kitab-ül Burhan sf. 55). Günümüzde İslam aleminin ve genelde tüm insanlığın savaş, açlık, katliam, dinsizlik gibi belalarla kuşatıldığı ve İslam coğrafyasının galibiyetinden neredeyse umudun kesildiği bu dönemi tasvir eden bir başka hadis ise şöyledir : “Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir…” (Mehdiyy-il Muntazar, sf. 37)

cc) Hz. Mehdi’nin Üç Asli Görevi Vardır :

Bediüzzaman bu görevleri şöyle sıralamaktadır : “Hz. Mehdi’nin temsil ettiği kudsi cemaatin üç vazifesi var.
“Birincisi her şeyden evvel felsefeyi ve maddecilik fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek…Bu konuda Mevdudi de şöyle diyor : Mehdi geldiği zaman, Müslümanlar’ın düşünce ve inançlarında bulunan cahiliye pisliklerini temizlemeye çalışacak, en saf şekliyle İslam’ı ortaya koyacaktır. İslam’ı her alanda hakim kılmak için çalışacaktır. İkinci Vazifesi : şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam’a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam’a hizmet etmektir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9). Mevdudi ise bu vazifeler hakkında şunları söylemektedir : “Mehdi’nin hak davası için olan bütün çalışmaları İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak, bütün dünyada bir İslam nizamı tesis edilecektir. İslam’ın bu hakimiyetini, sadece yönetim biçimi içinde ele almak yanlıştır. Çünkü, İslam’ın hakimiyeti her alanda gerçekleşecektir. Bütün bunların sonunda hadiste de belirtildiği gibi “yerde ve gökte bulunan herkes mutlu olacaktır.” (Hz. Peygamber’in Hayatı)

dd) Hz.Mehdi’ye Katılma Emri :

Resulullah (SAV) şöyle buyurdu : “Biz öyle bir Ehl-i Beytiz ki, Allah bizlere dünyayı değil ahireti ihtiyar etti. Muhakkak ki benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar. Şark tarafından siyah bayraklı bir kavim gelinceye kadar…Bunlar hakkı isterler, verilmez; çarpışırlar, muzaffer olurlar; istedikleri verilir. Fakat o hak Ehl-i Beytimden birisine verilmedikçe kabul etmezler. O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden kim O’na yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın.Zira O Mehdi’dir.” (Ahirzaman Mehdi’sinin Alametleri,14)

ee) Birçok sıkıntı ve zorlukla karşılaşacaktır :

Hadislerde Hz.Mehdi’nin başlangıç yıllarının sıkıntı ve zorluklarla dolu mücadele yılları olduğu anlatılmaktadır. “Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt’tendir… Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.” “… Mehdi, Resulullah’ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der : “Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.”

ff) Hz.Mehdi’nin Askerleri veya yardımcıları :

Hakim’in Müstedrek’inde Hz. Ali’den gelen bir rivayette Hz. Mehdi ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir : “Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz” (Müstedrek, Mukaddime : 52, Fasıl, s.319) . O’nun (Mehdi’nin) kumandaları, insanların en hayırlısıdırlar. (Muntazar-49)Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır. (Ramuz El Ehadis 1/135)
Şehitleri, şehitlerin en hayırlısı; emirleri, emirlerin en üstünüdür. Onlar Allah’ın has kullarıdır. (Kıyamet Alametleri-198 ) “Onlar Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir. “(SüneniİbniMace-10-259).

Hz.Mehdi’nin yardımcıları Arap olmayacak, diğer milletlerden olacak. (Kıyamet Alametleri-187). “Ashab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.” (Kitab-ul Burhan). İmam Ebu İshak bu konuda şöyle diyor : “Mehdi çıktığı zaman, Ehl-i Kehf’e gidip selam verince, Allah onları diriltecek ve Mehdi’nin yanında yerlerini alacaklardır .Daha sonra yattıkları yere dönüp kıyamete kadar da kalkmazlar.” (Ahirzaman Mehdisi’nin Alametleri,59). “Horasan tarafından çıkan siyah sancaklılar, Hz.Mehdi’nin hakimiyeti için zemin hazırlarlar.”(Fetava-i Hadisiye, 37-42). “Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O’nun etrafında bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır. Onlar, içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir Ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişe- mezler. Onların sayıları TALUD ile nehri geçenler kadardır.” (Kitab-ul Burhan-57) “Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez.” (Kitab-ul Burhan 57-68 ) “Mehdi (a.s)’ın vezirleri 10’dan aşağı ve fakat 5’ten yukarı olacaktır. Memleket işlerinin ağırlıklarını O’nunla paylaşacaklar. Dokuz kişiden ibaret olacaklardır.” (Kıyamet Alametleri-187)

Bediüzzaman Hazretleri de Hz.Mehdi’nin yardımcıları hakkında şöyle demektedir : Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat ve tenasüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir. Ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. İşte o pek kesretli ve muktedir ordu Al-i Muhammed Aleyhissalatu Vesselamdır ve Hz.Mehdi’nin en has ordusudur. (Emirdağ Lahikası-259).

gg) Mücadelesinden Ayrılanlar da Olacaktır :

“Mehdi’nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ama “onlar buna aldırmayacak,” (Ramuzü’l Ehadis, s. 476) “Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir.” (Ramazü’l-Ehadis, s. 487) Ancak Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde, bu ayrılan kişilerin Hz. Mehdi cemaati için çok büyük bir hayır ve güzellik olduğu da bildirilmektedir. Bu hak topluluk arasında gizlenen samimiyetsiz kişilerin ortaya çıkmasıyla, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi cemaatinin birbirlerine bağlılığı daha da artacak, kötülerin ayrılması onları daha da kuvvetlendirecektir.

HZ. MEHDİ KiMDiR

Hz. Mehdi Kimdir? Mehdi Aleyhisselam Kimdir?

Mehdi kelimesi, "hidayete eren veya hidayete vesile olan" anlamına gelmektedir. Bazı sözlüklerde ve ansiklopedilerde ise kelimenin daha geniş bir tanımı vardır:
Harfiyen "kendisine rehberlik edilen" demek olup, bütün istikametler (yol göstermeler ) Allah'tan geldiği için, kelime nihayet kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan manasını almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 7/474 )

Hidayete eren veya hidayete vesile olan. Sahib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen" manasındadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi Muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün Müslümanları Hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi cami eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imanlarını tevdit edecek olan ve Peygamberimiz Al'inden bir zattır. (Tür-Dav Lugat, 607 )

Mehdi Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır


Mehdi'nin tüm dünyaya hakim olacağı Peygamber Efendimiz'in pek çok hadisinde belirtilmiştir. Bu hakimiyet hayatın bütün safhalarında açıkça görülecektir. Bununla ilgili hadislerden bazıları şöyledir:
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendi. Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, c. 2, s. 251 )

Mehdi tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 10/El-Kavmu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32/Kıyamet Alametleri, s. 183 )

Mehdi doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 57 )

Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler

Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimiz'in Mehdi ve Mehdi'nin İslam ahlakını dünyaya hakim kılması hakkındaki haberleriyle çok büyük paralellik göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı dünya hakimiyetinin, Peygamberimiz'in haber verdiği ahir zamandaki Hz. Mehdi'nin hakimiyetine işaret etmesi çok büyük olasılıktır. Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55 )

Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21 )

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı ) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9 )

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı ) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33 )

Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak ) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82 )

Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin ) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42 )

Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14 )

Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:

Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105 )

"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır )." (Peygamberler ) Fetih istediler, (sonunda ) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15 )

Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa: ) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler ) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129 )

Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları ) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi ), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi ). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını ) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137 )

Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı ) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18 )

Mehdinin Fiziklel Özellikleri

MEHDİ'NİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

Sağ Bacağında Siyah Bir İz Vardır

(Mehdi'nin ) Sağ bacağında SİYAH BİR İZ VARDIR. (Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 251 )

Alnında Bir Ben Vardır

Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri ) vardır. BAŞINDA BİR BEN ve bir iz vardır ve iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır.
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )

Alnında Bir İz (Yara İzi ) Vardır

Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzünde ise ben.
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252 )


Humran bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a: ... ALNINDA İZ VARDIR, yüzü güzellerin evladıdır. (Yani yüzü güzeldir )... "
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252-253 )


Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "Ey Ebu Muhammed! Kaim'in iki alâmeti (veya alâmetleri ) vardır. BAŞINDA bir ben ve BİR İZ VARDIR...
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )

Çekik Gözlüdür

Humrân bin A'yân der ki: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselam'a şöyle arzettim: ... Mehdi'nin GÖZLERİ ÇEKİKTİR, ...
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 252 )

Sırtında Yaprak Şeklinde Bir Ben Vardır

Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır veya Cafer-i Sadık aleyhisselam (tereddüt raviden kaynaklanıyor ). Şöyle buyurdu: "... iki kürek kemiğinin arasında bir ben vardır. SOL KÜREK KEMİĞİNİN SOL ALT TARAFINDAN BİR YAPRAK VARDIR, tıpkı mersin yaprağı gibi."
(Şeyh Muhammed b.İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 253 )

Burada kastedilen, yaprak gibi kenarları olan ben, ten rengi olacağı, fakat zeminden yüksekte kenarlıklı bir ben olduğu ve yapısıyla yaprağı andıran, solmuş yaprak renginde bir ben olacağı anlaşılmaktadır.


PEYGAMBERİMİZ'İN SOYUNDANDIR

Mehdi Peygamber Efendimiz'in soyundandır:

Hz. Ali'nin rivayetine göre Resulullah şöyle buyurdu: "Kıyametin kopması için zaman da sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (c.c. ) benim Ehl-i Beytimden bir zatı (Mehdi'yi ) gönderecek." (Sünen-i Ebu Davud, 5/92 )

Hz. Ali' den rivayet edilmiştir; Peygamberimiz buyurdu: "El-Mehdi, bizden Ehl-i Beyt'tendir."

Said b. el Müseyyeb'den, Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Mehdi, kızım Fatıma'nın neslindendir." (Sünen-i İbn Mace, 10/348 )

Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beyt'imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13 )

Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi de hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere Seyyid denmektedir. Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Mehdi'nin de aynı soydan geleceğine işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir )

Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek ) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34 )

"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar ) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman ) bir ümmet (ver ). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini ) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128 )

Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık ); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87 )

Güzel ve Nurludur

O (Mehdi ) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153 /İkdüd Dürer'den )

Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 33/Kitab-ül Burhan Fi Alamatil-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 22 )

Allah, Hz. Yusuf'un güzelliğinden şu şekilde bahsetmektedir:

(Kadın ) Onların düzenlerini işitince, onlara (bir davetçi ) yolladı, oturup dayanacakları yerler hazırladı ve her birinin eline (önlerindeki meyveleri soymaları için ) bıçak verdi. (Yusuf'a da: ) "Çık, onlara (görün )" dedi. Böylece onlar onu (olağanüstü güzellikte ) görünce (insanüstü bir varlıkmış gibi gözlerinde ) büyüttüler, (şaşkınlıklarından ) ellerini kestiler ve: "Allah'ı tenzih ederiz; bu bir beşer değildir. Bu, ancak üstün bir melektir" dediler. (Yusuf Suresi, 31 )

Siyah Saçlıdır

Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir. (Mehdilik ve İmamiye, s. 153/İkdüd, Dürer'den )

Omzunda Nübüvvet Mührü Vardır

Mehdi'nin omzunda Peygamber Efendimiz'deki nübüvvet mührü bulunacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41 )

Omzunda Peygamber'in alameti vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 165/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23 )

Omzunda Peygamber'in nişanı vardır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )

Hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere Hz. Mehdi'nin iki omuzu arasında Hz. Muhammed'de olduğu gibi açık bir alamet olan "nübüvvet mührü" olacaktır.

Cabir b. Semüre'den rivayet edilmiştir: "Resululah'ın mühürü güvercin yumurtası kadar bir yumru idi." (Sünen-i Tirmizi, 6/126 )

Abdullah b. Sercis'ten rivayet edilmiştir: "(Resulullah'ın ) iki küreği arasında sol küreği bölümü tarafında üstü siğilleri andıran beneklerle dolu peygamber mührüne baktım." (İbni Kesir, Şemail-i Resul, s. 53 )

Ebu Saib b. Yezid'den rivayet edilmiştir: "Gözüm Peygamberimiz'in iki omuzu arasındaki mühüre ilişti." (Sünen-i Tirmizi, 6/126 )

Rengi

Hz. Mehdi'nin rengi arabidir. (Kıyamet Alametleri, s. 163/El - Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29/Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )

Rengi arab rengidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )

Not: Arap ırkının ten rengi kırmızıyla karışık beyazdır.

Hz. Peygamber'in ten rengi de kırmızıya çalan beyaz renkti. Fakat, teninin görünen kısımları güneş, rüzgar gibi etkenlerle esmere çalıyordu. Rivayetlerden Hz. Mehdi'nin de Peygamber Efendimiz'le aynı renkte olacağı anlaşılmaktadır. Bir rivayette Resulullah'ın ten rengi şöyle tarif edilmektedir:

Enes b. Malik, Peygamber'in rengi hakkında şöyle dedi: Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )

Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretlerinin rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretlerinin mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi. (İbni Kesir, Şemail'ür- Resul, s. 28 )

Genel Görünümü

Hz. Mehdi'nin boyu, posu sanki Beni İsrail ricalindedir. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29 )

Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24 )

Mehdi sanki Beni İsrail'den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve acar ) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30 )

Boyu

Mehdi, orta boylu olacaktır. (Kıyamet Alametleri/El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41 )

Peygamber Efendimiz'in de aynı boyda olduğunu rivayetlerden öğrenmekteyiz:

Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v ) orta boylu idi. Bilindiği gibi hadiste geçen Rab'a kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15 )

Yaşı

Yaşı 30 ile 40 arasında olduğu halde gönderilecektir... Mehdi benim evlatlarımdandır. 40 yaşlarındadır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 41 )

40 yaşındadır. Diğer bir rivayete göre 30 ile 40 yaşındadır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )

Hadislerde belirtilen, Mehdi'nin gönderildiği yaşlardan kasıt, onun vazifeye başlayacağı, insanların kendisini tanıyacakları ve faaliyetini görüp izleyecekleri yaşlardır.

Sakalı

Sakalı bol ve sık olacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23 )
Sakalı sıktır. (Kıyamet Alametleri, s. 163 )

Etiketler :
Hz. Mehdi Kimdir, Mehdi Aleyhisselam Kimdir?,mehdi,müntezar,mehdiyi müntezar,muhammed mehdi,
HZ. MEHDİ KiMDiR

Mehdi kelimesi, "hidayete eren veya hidayete vesile olan" anlamına gelmektedir. Bazı sözlüklerde ve ansiklopedilerde ise kelimenin daha geniş bir tanımı vardır:
Harfiyen "kendisine rehberlik edilen" demek olup, bütün istikametler (yol göstermeler) Allah'tan geldiği için, kelime nihayet kendisine Allah tarafından yol gösterilen, yani hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan manasını almıştır. (İslam Ansiklopedisi, 7/474)

Hidayete eren veya hidayete vesile olan. Sahib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenab-ı Hak tarafından yol gösterilen" manasındadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi Muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün Müslümanları Hakaik-ı imaniye ve Kur'aniyeyi cami eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imanlarını tevdit edecek olan ve Peygamberimiz Al'inden bir zattır. (Tür-Dav Lugat, 607)

Mehdi Bütün Dünyaya Hakim Olacaktır

Mehdi'nin tüm dünyaya hakim olacağı Peygamber Efendimiz'in pek çok hadisinde belirtilmiştir. Bu hakimiyet hayatın bütün safhalarında açıkça görülecektir. Bununla ilgili hadislerden bazıları şöyledir:
Tüm olarak yeryüzünün meliki dört tanedir. Onların ikisi: Zülkarneyn ve Süleyman müminlerden, diğer ikisi, Nemrud ve Buhtunnasr kafirlerdendi. Yere beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacak. Yani Mehdi. (Mektubat-ı Rabbani, c. 2, s. 251)

Mehdi tıpkı Zülkarneyn ile Süleyman gibi bütün dünyaya hükmedecek. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 10/El-Kavmu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 32/Kıyamet Alametleri, s. 183)

Mehdi doğu ile batı arasındaki her yeri fetheder. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamat-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 57)

Kuran'da İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Ayetler

Kuran'da İslam ahlakının dünya hakimiyetine işaret eden pek çok ayet bulunmaktadır. Bu ayetler Peygamberimiz'in Mehdi ve Mehdi'nin İslam ahlakını dünyaya hakim kılması hakkındaki haberleriyle çok büyük paralellik göstermektedir. Böyle bir olay bugüne kadar gerçekleşmediğine göre, Kuran ayetlerinde haber verilen geniş çaplı dünya hakimiyetinin, Peygamberimiz'in haber verdiği ahir zamandaki Hz. Mehdi'nin hakimiyetine işaret etmesi çok büyük olasılıktır. Konuyla ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 82)

Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir. (Rad Suresi, 42)

Andolsun, sizden önceki nesilleri, resulleri kendilerine apaçık deliller getirdiği halde, zulmettikleri ve iman etmeyecek oldukları için yıkıma uğrattık. İşte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğu böyle cezalandırırız. Sonra, nasıl yapıp-davranacaksınız diye gözlemek için, onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık. (Yunus Suresi, 13-14)

Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın katıksızca iman edenlerin yeryüzüne mirasçı kılınacakları da Kuran'ın pek çok ayetinde vurgulanan ilahi bir kanundur:

Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık. (Enbiya Suresi, 105)

"Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)

Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir." dedi. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (MusaSmile "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi. (Araf Suresi, 128-129)

Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik. (Araf Suresi, 137)

Hayır, biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)

EFSANE1 TÜRK BOARD

KAROGLANIN PAYLAŞIMLARI
This it's a sample image

Dini ve Kültürel Bilgiler
Tasavvuf Bilgileri
PSD Grafikler
PNG Resimler
JPG Resimler
GIF Resimler
Flatcast Tema
Radyo indexleri
Ne Ararsanız Burada

EFSANE1 TÜRK BOARD iÇERiK

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak


Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi