Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Menzil'in Sultanı Seyyid Muhammed Raşid Erol
#1
[Resim: seyyid_muhammed_rashiufkqn.png]

AİLESİ VE YAŞADIGI YERLER

Bağlıları arasında Seyda hazretleri namıyla bilinen Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde
Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir. Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir.
Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diya-uddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir. Seyyidlik şeceresi şu şekildedir:

1 -Seyyid Muhammed Raşid d-Hüseyni
2 -Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3 -Seyyid Muhammed
4 - Seyyid Ma ruf
5 -Seyyid Tahir
6 -Şeyh Seyyid Kal
7 - Seyyid Hace Ebu Tâhir
8 -Seyyid Said Ebu l-Hayr
9 -Seyyid Ali
10- Seyyid Halil
11- Seyyid Hasan
12 -Seyyid Mahmud
13-Seyyid Ali
14- Seyyid Taceddin
15-Seyyid Kasım
16-Seyyid İdris
17- Seyyid Ca'fer
18-Seyyid Kasım
19-Seyyid Kemaleddin
20-Seyyid Ebu Firas
21-Seyyid Fellâh
22 - Seyyid Muhammed
23- Seyyid Taceddin
24-Seyyid Ebu Firas
25-Seyyid Maceddin
26-Seyyid Muhammed el-Mağfur Ebu Firas
2 7- Seyyid Şerafeddin
28-Seyyid imam Ali
29-Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi.
Hüsn-ü hat sanatinda çok mahirdi. Hazret'e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almişti.
Fakat kendisi şeyhine "Sizin sagliginizda kendi halifeligimi açikliya-mam, sizden sonraya kalirsam, açiklanmasini birisine vasiyyet edersiniz.
Aksi takdirde sizin yaşadiginiz devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti.
Şeyhinden önce vefat ettigi içinde halifeligi açiktan ilan edilmeyip gizli kalmiştir. Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muham-med'in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür.
Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Validemizle evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur.
Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Ta-runi köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Va-lidemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Ab-dülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kızkardeşleri olmuştur.
Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar.
Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür.
Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir ve Allah'a şükrederek "Biz onun cemaatında bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek te büyük bir nimettir" derler.
Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir.
Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis'in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler.
9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Diyarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler.
Babası Gavs hazretleri l Haziran 1972 yılında vefat edince başhyan ir-şad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Seyda Hazretleri babasının vefatında buyurdular: "Allah (cc) Resulüne "Biz seni alemlere rahmet olarak göndermekten başka birşey için göndermedik. Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü.
Benim babam da Allah Rasûlünün varislerin-dendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşad ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekan etti. Allah Hayy'dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah'a... herşey fanidir."
1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışmdan aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradanda Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu
30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetinedevam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir.
Şeker, damar sertligi, tansiyon ve romatizma hastaliklari nedeniyle uzun yillar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yil önce ayagi kirilmiş çektigi izdiraplarina bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.
Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10,1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir

Sevenlerinin Dilinden Seyda Hazretleri

"Yaşayan en büyük evliya olan Şah-ı Bilvanisi Seyyit Fevzeddin Erol hazretlerinin amcası olan büyük evliya,alim zat. "

"peygamber torunu mübarek insandır.o başkadır "

"insanların huzuru u mahşerde kurtarıcısıdır inşallah.sofilrin imanını tazeleyen kişidir o gavsımız bana allah aşkını çağrıştırıyor.onu nezaman hatırlasam bütün günahlardan uzaklaşıyor gibiyim"

"Gavs-i sani hazretleri zamanımızın en büyük evliyalarındandır.gidip görmek nasip oldu inşaallah.Allah ondan razı olsun eğer onu tanımasaydım şu anda büyüdüğüm çevre bakımından içkimde olurdu zinamda olurdu,kumarım da olurdu ne Allah'ı tanırdım ne peygamberi menzile gittiğimden ailemin haberi yok kesinlikle tarikata karşılar ama gidip bir gerçekleri bir görseler boşa geçirdikleri zamana üzülürler gavs-ı bir tanısalar ah ahh..İnşallah dua edin kardeşler.Allah sadattan razı olsun"

"yer yüzünde hala ayaklı kuran olarak yaşayan ve sünneti seniyyeden kıl kadar ayrılmayan. ümmeti muhammede zhir va batında ko kanat geren. koruyup kollayan, sahibim, efendim kurtarıcım ve tek dayanağım. "

"gavsı sani tek kurtuluş yolu demek başka çıkar yol kalmadı demek zamanın kutbu demek rasulullah (sav) den sonra en büyük irşadı yapan kişi demek peygamber efendimizin göz nuru demek allah aşkından bir an uzaklaşmayan bir zat demek ahir zaman da imanla gidebilmenin en kolay çaresi demek gavsı sani herşey demek"

"gavs sofilerin babası gemimizin kaptanı O nu çok seviyorum eminimki oda sofilerini çok seviyordur bitin sofi kardeşlerime saygı ve selamlarımı yolluyorum.Birbirimize her daim dua edelim hepiniz ALLAH A emanet olun saygılarımla...."

"Görmeyene,gitmeyene,dinlemeyene,köye girerken kalbine sevinç girmeyene,camiye ilk girişindeki selamının güzellliğini duymayana,gülü koklarken o camiye yayılan gül kokusunu hissetmeyene,gözlerindeki o nuru alamayana,çorbasından bir kaşık içmeyene,ekmeğinden bir lokma yemeyene,köyünde yatmayana,camisine bakmayana,suyunu içmeyene,elini öpmeyene,Kelime-i şahadet getirişindeki o içtenliğini hissetmeyene ve oradan ayrılırken içine düşen burukluğun sebebinin GAVS-I SANİ (k.s) olduğunu hala idrak edemeyene ne anlatsak BOŞ arkadaşlar BOŞ..Babam onlarada Himmet etsin..Rabbim ıslah etsin.. "

"Zamanımızın gavsının kim olduğunu, hatta böyle bir zatın var olup olmadığını kimse bilemez.Tamam, herkesin kendi mürşidini diğer mürşidlerden üstün görmesi,bilmesi lazımdır.gereklidir.Fakat derecesini Allahtan ve Allahın bildirdiklerinden başka bilen çıkmaz.Abdülkadir Geylani hz.leri kendi gavslığını manevi bir hal ve emir ile bizzat kendisi ilan ettiğinden dolayı onun gavs olduğunda zaten şüphe yoktur.Bazı arkadaşların Abdulbaki hz.lerini bu şekilde nitelemelerine karşı bir başka kişide çıkıp İstanbul/fatihdeki MAHMUT EFENDİ hz.lerinin bu makamda olduğunu söyleyebilir.Her iki durumda yanlıştır.dediğim gibi üstün görülebilir fakat bir derece isnat edilemez. "

"gavsı sani gavslık makamı iki kere verilmis evliyaya denir.dünya üzerinde tekdir.aynı zamanda birden fazla olamaz.şuanki S.ABDÜLBAKİ hazretleridir.fakat kendileri bu sıfatın çok fazla kullanılmasına tahminimce razı değillerdir.çünkü cahil veya anlamını idrak edemeyecek,bu makamın nasıl verildiğini kavrayamayacak kişiler tarafından eleştiri konusu olabilir.ama O'nu tanıyan,bir kere O'nu gören herkes artık soru sormayı bırakır ve bir nebze olsun nasiplenmeye bakar.inşaallah bizlerde O'nun himmetine nail oluruz.... "

"allah indinde gerçek din islamdır allah c.c. bu dini baki kılacak kullarını yönlendirecek ve yanlız bırakmayacak bu yüzdenki kulları arasından seçtiği insanları bize rehber olarak gönderir işte bu kullara evliya denir evliyalar dünya üzerinde çoktur ama gavs bir tanedir oda SEYİT ABDULBAKİ H.Z (k.s) dir.lütfen bu ismi anarken bile adap ve edepli olun çünki o gavstır allahın nazlı kuludur,sevgili kullarındandır.Buna inanmıyorsanız bile lütfen genede saygılı olun vemümkünse hayatınızda bir kere olsun bu allah dostunu ziyaret edin edinki kalbiniz nurlansın inş. "

“O’NU TANIMAK NE MÜMKÜN!”

Gülistan’ın Takdimi
Gülistan Dergisi olarak Gönül Sultanları (İslam Önderleri) kuşağımızın üçüncü serisinde, Gönüller Sultanı Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini, ahirete irtihalinin yıl dönümü vesilesiyle tekrar yâd edelim istedik.

Ümmetin hakiki âlimlere her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğu şu garip günlerde, Sultan Hazretlerini bize anlatacak dertli ve pak bir gönül aradık. Ümmeti Muhammed’in derdiyle yaslı bir gönül…

Sultan’a (ks) sağlığında uzun seneler büyük bir muhabbetle hizmette bulunmuş, onu en çok tanıyanlardan birisi olan Asrımızın büyük âlimlerinden Seyyid İbrahim Hakkı El-Mekkî Hazretlerini, Ramazan-ı Şerif’in ilk günlerinde ziyaret ettik. Şiddetli şekilde hasta olmalarına rağmen, Sultan Hazretleri hakkındaki söyleşi teklifimizi kabul ederek bizi onurlandırdılar.

Kendilerine Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini sorduğumuzda, yokluğunu bir kez daha hatırlayarak yetim kalmış bir çocuk gibi gözleri dolan Seyyid İbrahim Hakkı Efendi’ye okurlarımız adına teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun.

Sultan Hazretleri gibi gerçek âlimleri hakkıyla tanımayı, Rabbimizin bize ve tüm okurlarımıza nasip etmesini temenni ederek sizleri Seyyid İbrahim Hakkı el-Mekkî Efendi’nin Sultan Muhammed Raşid Hazretlerini anlattığı söyleşimizi okumaya davet ediyoruz.


O’nu Tanımak Ne Mümkün!


Gülistan: Efendim, Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hazretlerini ne zaman ve nasıl tanıdınız?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Ahh! Maalesef… Çevresindeki kimse Sultan Hazretlerini tanımadı ki ben de tanıyayım. Onu tanıyan, ancak iki kişi oldu. Birincisi; Gavsu’l-Azam olan babası Seyyid Abdulhakim el-Bilvanisî Hazretleriydi, ikincisi de zamanımızın Gavsı olan Sultan Seyda Muhammed El-Konyevi Hazretleridir. Zira Sultan Hazretleri bir güneş gibiydi ki; kim bakabilir ve anlayabilirdi?...

Birlik ve Beraberliğimize Katkıları

Gülistan: Efendim; Sultan Muhammed Raşid Hazretlerinin çağrısı hakkında bilgi verir misiniz? O dönemlerde Ülkemizdeki birlik ve beraberliğe katkısı ne yönde olmuştur? İrşadı nerelere kadar ulaşmıştır?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Elbette ki Sultan Hazretleri, hem zahiren hem manen Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) varisi olunca, davası Hazreti Rasulullah'ın (sav) davasıydı. Ve insanları sünnet-i seniyye çerçevesinde birliğe, beraberliğe, kardeşliğe, ümmetliğe ve gerçek insaniyete davet ederdi.

Evet, Sultan Hazretleri, bütün Müslümanlara kardeşlik sofrası ve bütün âleme insaniyet sofrası açmıştı. Elbette ki o sofradan nasibini alan kardeşlik ve gerçek insaniyetin dışında bir tavrı olmamıştır.

Sultan Hazretleri; vatanı, milleti, devleti, din ile birlikte herkese sevdirmeyi gayret etmiştir. Allah-u Zülcelal’in de o konuda kendisine büyük bir yardımı vardı ve o himmet, bereket ile bu kardeşleşmeyi ve bu sevgiyi bütün âlem, sanki hissetmek içerisindeydi ki o zamanı hatırlayan bizim ülkemiz, bütün dünyaya bir örnek olduğunu bilir.

İrşadı Bütün Dünyaya Ulaşmıştı

O’nun irşadı âm idi, umumi idi. İnsanlar dünyanın her tarafından onun davasına doğru akın akın geliyorlardı. Ne zaman oraya gitseniz Avrupa’dan, Amerika’dan, Rusya’dan, Hindistan’dan ve Arap ülkelerinden, hatta Uzak doğu ülkelerinden dahi insanlara rast gelirdiniz.

Demek anlaşılıyor ki; Sultan Hazretleri, kutb-î âm idi. Bütün dünyaya irşad ederdi. Ancak irşadı da mıknatısın içindeki çekim kuvveti gibi gizliydi. Kimse görmezdi. Ancak onu, Yaratan, Sultan Hazretlerine o gücü veren bilirdi.

Aziz kardeşim; Sultan Hazretleri, ziyaretine gelenleri haliyle, yaşantısıyla irşat ettiği için onları, Resulullah (sav) sünnetiyle yaşamaya davet ederdi.

Onun davasında dilencilik yoktu, para toplama yoktu ve deri toplama yoktu. Onun davası, mücerret bir hak davasıydı. Dünya maddiyatıyla, dünya muhabbetiyle, dünya siyaseti ile alakası olmayan bir davaydı.

Gülistan: Efendim, irşadı dünyanın pek çok yerine ulaşan Sultan Hazretleri gibi bir âlimin ahirete irtihali ile ümmet nasıl bir kayıp yaşamıştır?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Aziz kardeşim; güneş batarken, âlem ne kaybına uğrarsa, Sultan Hazretleri ile de insanlık o hale girdi. Ancak Allah’a şükürler olsun ki onun batmasıyla birlikte zamanın Gavs-ı olan Sultan Konyevi Hazretleri gibi ay’lar çıkmaya başladı ve âlem o ışığın altında, o eski hayatını devam etmeye başladı. Umulur ki -inşallah- onların peşinden gidenler, maksalarına ulaşacaktır.

Kalpleri Nasıl Etkiliyordu?

Gülistan: Efendim, Sultan -kuddise sirruhu- Hazretleri, hiç konuşmadığı ve sohbet etmediği halde, milyonlarca insan tarafından ziyaret ediliyordu. Binlerce insanın bizzat şahit olduğu gibi, bunların arasında uyuşturucu müptelası olanlar da vardı, içki içen kumarbazlar ve binamaz insanlar da… Ve bu kimseler, Sultan Hazretleri ile beraber tövbe ettikleri günün ardından, bu tür kötü alışkanlarından bir anda kurtuluyorlardı. Bu nasıl oluyordu ve Sultan Hazretlerinin bu tür insanlara karşı muamelesi nasıldı, izah eder misiniz?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Aziz kardeşim; Sultan Hazretlerinin hiç bir an kalbi Allah'tan gafil olmazdı. Kalbi Allah'la beraber olan bir insanın zahiri sohbete, zahiri konuşmaya ihtiyacı (gerek) yoktur. Çünkü Allah, kudret ve azametiyle, her yerde hazır ve nazır olduğu için ona bağlı olan kalb Allah sevgisini ve muhabbetini her tarafa dağıtır. Hayvanlar, bitkiler, her şey onu tanır sever ve O'nu görmek ister.

Nitekim bir hadisi şerif vardır ki mealen ifade ediyorum. Hazret-i Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyuruyor: “Allah-u Teâlâ bir kulu sevdiği zaman Cebrâil'e: ‘Ben filânı seviyorum, onu sen de sev!’ Diye emreder. Cebrail (aleyhisselam) onu sever ve sonra gök halkına: ‘Allah filânı seviyor, onu siz de seviniz!’ Diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde, o kimseye karşı bir sevgi uyanır…” (Müslim)

Yani, Cenabı Hak, onun sevgisini ve makbuliyetini yeryüzüne gönderir. Onu görmeyen bilen bilmeyen herkes, ona karşı kalben bir sevgi besler. Gelip gördükleri zaman da kalben ruhen teslim olurlar.

Güneşin tesiri altındaki bitki, meyve vs. gibi günbegün farkına varmadan, olgunlaşmaya ve pişmeye başlarlar. İşte Sultan Hazretleri, güneş gibi yerinde sabitti. O'nun nazarı altına giren herkes fayda görürdü. Allah bizleri de onlardan biri eylesin. (Âmin)

Onun ziyaretine gelen insanlara muamelesine gelince... Sultan Hazretleri, zahiren ve bâtınen Hazreti Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) varisi olduğu için O’nun muamelesi, Rasulullah'ın muamelesi gibiydi.

Rasulullah'ın hadimi Enes (radıyallahu anh) buyurur ki; “Rasûlullâh’a tam on sene hizmet ettim. Bana bir defa bile; ‘Öf!’ demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı; ‘Niye böyle yaptın?’ Diye azarlamadığı gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle; ‘Şöyle yapsan olmaz mıydı?’ da demedi.” (Buhârî, Savm 53, Menâkıb 23; Müslim, Fezâil, 82)

Ve malumdur ki Rasulullah'ın kapısına Yahudiler, Hıristiyanlar, Müşrikler, Mecusiler, ayyaşlar, hunharlar, cengâverler ve canavar huylu olan ehli cahiliyyedeki kişiler dahi, Rasulullah'ın kapısına giderdiler. Hiç bir zaman, Allah Resulü kimseyi red etmeden, herkese güzel muamele ile muamele ederdi. Hak’ka, hakikate ve gerçek insaniyete davet ederdi. İşte Sultan Hazretleri de tıpkı Rasulullah gibiydi.

Manevi Tasarruf Nasıl Oluyor?

Gülistan: Efendim, Sultan Muhammed Raşid Hazretleri gibi Allah dostu kamil mürşitlerin, nazarlarıyla, yani bakarak ve uzaktan manevi tasarrufla insanları irşad ettikleri söyleniyor? Bu nasıl mümkün olmaktadır?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Evet, her Müslüman’a, hatta ehli tabiata dahi malumdur ki kaplumbağa denilen hayvan yumurtladıktan sonra, kendi yumurtasının karşısında durup nazarı ile cansız olan yumurtayı gözleri ile nazar ede ede -Allah'ın izni ile- sert kabuğundan çatlatıp canlandırır ve içinden yavru çıkartır ve beslemeye başlar.

Eğer böyle zayıf bir hayvan, böyle zayıf bir nazara sahip ise sen Allah'ın bir veli kuluna ne dersin?...

Bir hadis-i kudsîde buyurulur ki; “Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, anladığı kalbi olurum. Benden bir şey isterse, istediğini veririm. Bana sığınırsa, kendisini korurum.” (Buhari, İbn Mace, Beyhaki)

Eğer bir insan, Allah'ın verdiği o basiret ile Allah'ın verdiği o güç ile bir insana nazar etse, elbette ki günah ve hatalardan dolayı ölü ve gafil olan (bir) kalbi nazarı ile diriltir. Hakiki insan haline gelir.

Allah Dostlarının Nazarı

Gülistan: Efendim, Allah dostlarının Ümmet-i Muhammed’e (sav) başka ne gibi faydaları vardır? İzah eder misiniz?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Kendi kendine yetişen ağacın meyvesi olmaz, meyvesi olsa da nasıl tatsız olursa, manen Saadat-ı Kiram’dan babası olmayan da ve onların nazarıyla aşılanmayan da o yabani ağaç gibi meyvesiz ve meyvesi olsa da tatsızdır.

İster o ağacı Mekke’ye götürün, isterseniz Medine'ye götürün! Ektiğin zaman meyvesi turunç gibi olacaktır. Yenilmez ve ondan istifade edilmez. Gerçek meyveyi elde etmek için aşılanması lazımdır.

İşte, bir insanın gerçek bir insan haline gelmesi ve ibadetinden tat alması için de mutlak bir şekilde, bir Allah dostunun nazarıyla aşılanması gerekir.

Allah-u Zülcelal bir ayeti kerimede, " …Bana yönelenlerin ve bana rucû edenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır…" buyuruyor. (Lokman; 15)

Bu ayeti kerimeden de anlaşılıyor ki bir Mürşidi Kamil’in peşinden gitmek ve ona uymak ve Saadat-ı Kiram’ın yolunu takip etmek, vaciptir.

Gülistan: Efendim, son olarak şunu sormak istiyoruz; İslam âleminde Ehli Sünnet dışı akım ve ekollere karşı, şanlı ve yiğitçe mücadelesi ile tanınan Seyyid Muhammed bin Alevi Maliki Hazretlerinden ders aldığınızı biliyoruz. Nasıl bir âlimdi? Bize kısaca anlatır mısınız?

Seyyid İbrahim Hakkı Efendi: Seyyid Muhammed Alev-i el Maliki'ye (kaddesallahu sırrahu) gelince; O, suretiyle, heybetiyle, cesaretiyle, ilmiyle, sahavetiyle, cömertliğiyle, şecaatiyle ve ilm-i hadis bilgisiyle ve her ilimde tıpkı Hz. Ali (kerremallahu vechehu) gibiydi. O’nu tanımak için Hz. Ali’nin siret kitaplarının okumasını tavsiye ederim. Allah bizleri de onların şefaatine nail eylesin. (Amin)


SULTAN SEYYİD MUHAMMED RAŞİD EROL HAZRETLERİ

Esseyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde doğmuştur.

Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (ks) hazretleri olup Nakşibendî büyüklerindendir. Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diyauddin (ks) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (ra) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir.


1968 yılında halifelik icazetini, Nakşibendi yolunun o dönemki büyüklerinden olan Babası Gavs’ul Azam Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni (ks)’dan aldı.

Gavs-ı Bilvanisi (ks) vefatına yakın; "Kendi yerine, kendinden daha büyük bir şeyh bırakmadan vefat eden mürşit, Allah indinde mesuldür." buyurdu. Daha sonra; "Elhamdülillah biz bunu yaptık, Muhammed Raşid bizden büyüktür." diye ilave etti.

1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurt dışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi neticesinde, 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikamete tabi tutuldu. Oradan önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradan da Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra, merkezi idarenin müsaadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür.

Romatizma sebebiyle her yaz aylarında gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra, 22.10.1993 Cuma günü cuma namazından iki saat sonra 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur. Vefat haberini alan on binlerce bağlısının katılımıyla, ertesi gün Menzil’de babasının yanı başında toprağa verilmiştir.

Seyyid Muhammed Raşid (ks), o kadar çok insana vesile oldu ki, hiç konuşmayan bir zatın, binlerce insanı etrafına toplayıp onların hidayetine vesile olmasını akıllar idrak edemedi. Tabi ki ancak bunun lezzetini, ancak Allah’ın izniyle ondan nasiplenen insanlar bilebilir.

[Resim: muhammedraiderol__711jhs.jpg]

[Resim: muhammedraiderol_24njei.jpg]

[Resim: muhammedraiderol_3yrj2s.jpg]

[Resim: muhammedraiderol_4uljgu.jpg]

[Resim: muhammedraiderol_5clkos.jpg]

[Resim: muhammedraiderol_6b7jd2.jpg]

[Resim: seyyid_muhammed_rashiufkqn.png]




Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi