Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Abdestin Bozulduğundan Şüphe Etmek ve Vesvese Nedir?
#1
[Resim: Abdestte-Suephe-Ne-Demekdir.png]

Abdestin Bozulduğundan Şüphe Etmek ve Vesvese Nedir?

Abdestte şüphe ne demek

Sual: Hanefi’de ve Maliki'de abdesti bozan şüphe nedir? Hangi şüpheler abdesti bozmaz? Abdestinin bozulduğunda şüphe eden veya abdestli olduğunu unutan kimse, daha sonra abdestinin olduğunu hatırlasa yine önceki şüpheden dolayı abdesti bozulmuş olur mu?
CEVAP
Daha sonra bozulmadığını hatırlarsa Maliki’de de bozulmamış olur.

Hanefi’de, abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması gerekir.

Maliki’de, abdest alıp almadığını hatırlamazsa, abdesti yok kabul edilir. Daha sonra abdesti olduğunu hatırlarsa yine abdesti var demektir. Yani abdestli olduğunu unutmak abdesti bozmuş olmaz. Yine Maliki’de abdestini bozup bozmadığını kesin olarak bilemiyorsa, şüphe içinde ise yeniden abdest alması gerekir.

Abdestli olduğunu unutmak
Sual: Abdestli olduğumuzu hep hatırda tutmak mı gerekir? Bir işle meşgul olunca abdestli olduğumuzu da unutuyoruz. Unutunca abdestimiz bozulmuş mu olur?
CEVAP
Hayır, unutmakla abdest bozulmuş olmaz. Zaten hep hatırda tutmak imkânsızdır.

Bir kimse, abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdestini bozduktan sonra abdest aldığını hatırlamasa, abdest alması gerekir.

Unutmak bozmaz
Sual: Bir kimse abdest aldığını biliyor. Aradan saatler geçiyor. Sonra diyor ki ben abdestimi unuttum. Hanefi ve Maliki’de bu kimsenin abdesti var mıdır?
CEVAP
Abdestli olduğunu unutmak her iki mezhepte de abdesti bozmaz. Yani o kimse abdest aldığını hatırlıyorsa ve abdestini bozmadığını biliyorsa, abdestli olduğunu unutmuş olması Hanefi’de de, Maliki’de de abdestine zarar vermez.

Abdestli olup olmadığını unutan ya da abdestinden şüphe eden bir kimse ne yapmalıdır?

Bir kimse abdest aldığından emin olduğu hâlde, abdestini bozup bozmadığı konusunda şüpheye düşerse, o kimse abdestli sayılır. Öte yandan abdestini bozduğunu bildiği hâlde, sonradan abdest alıp almadığından şüphe eden kimse ise abdestsiz sayılır. Çünkü kesin olarak bilinen bir şey şüphe ile ortadan kalkmaz. (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 56; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 283)

Abdestinin bozulup bozulmadığını hatırlamayan, abdest almalı mı?

İster Hanefi ister Şafi olsun, Abdest aldığını kesin olarak bilen, ancak aldıktan sonra hades (abdestsizlik) halinin meydana gelip gelmediği hususunda şüpheye düşen kişinin bu şüpheden dolayı abdesti bozulmaz ve abdesti var demektir.

Diğer taraftan, bir kimse abdestinin bozulduğunu kesin olarak hatırlar da bozulduktan sonra abdest alıp almadığı hususunda tereddüt ederse, abdestsiz sayılır ve abdesti yok demektir.

Bu durumların özeti aslında kısaca şudur; kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile ortadan kalkmaz.

Demek ki, her iki mezhebe göre de, bir kimse abdest aldığını hatırlıyorsa ve abdestini bozduğunu bilmiyorsa, abdestli olduğunu unutmuş olması abdestine zarar vermez.

Abdestli iken yellenme oluyor, abdestim kaçıyor gibi vesvese geliyor ne yapmalıyım?

Bu rahatsızlığınız vesvese ile ilgilidir. Şeytan insanı ibadetten uzaklaştırmak için, dübürüne üfürür. insan da "yellendim ve abdetim bozuldu" deyip, abdestini tekrar almaya çalışır, oysa abdesti bozulmamıştır. işte bu duruma mani olmak için hadiste şöylebuyurulmuştur:

"Sesini veya kokusunu almadığınız şeylerden dolayı abdest almayınız." [Müslim, Hayz, 99 (362); bk. Buhari, Vudû, 4, 36)]

Burnun koku hissetmesi veya kulağın bir ses duymasından maksat, abdestin bozulduğunu kesin olarak bilmektir. Yoksa ses duymadığı veya koku hissetmediği halde yel çıkardığını bilen bir kimsenin abdesti bozulur. Çünkü çıkan her yelde mutlaka koku ya da ses olacak diye bir şart yoktur... Kesin bir şekilde yellendiğini bildiği halde, "sesini ve kokusunu almadım" deyip, abdest almamak da tehlikelidir.

Vesveseye müptela olan insanların en çok karşılaştıkları vesvese türü budur. İdealinde en mükemmel ibadeti yapma düşüncesi vardır. Yanlışsız ve eksiksiz en iyi amel ve hizmeti yapma zannına kapılmıştır. Buna bir de takva düşüncesi girmişse, meselenin üstüne üstüne gider. Gittikçe de vesvesenin şiddeti artar. Zaman içinde öyle bir dereceye varır ki, amel ve ibadetin en iyisine ulaşayım derken harama düşebilir. Bazen sünnet olan bir ibadeti ideal mânada yapmaya çalışırken, farkında olmadan bir farzı terk eder. Sonunda da "Acaba ibadetim sahih oldu mu?" diye peş peşe o ibadeti iade eder durur. Zaman içinde bu hal devam eder, sonunda büyük bir ümitsizliğe düşer. Şeytan şu halinden istifade eder ve onu yaralar.

Bu tür vesveseye kapılan bir insan abdest almaya başlar, o anda vesveseye yakalanır, kollarını yıkarken tekrar başa döner, ayağını yıkayıp abdestini bitirmesi gerekirken bir daha başa döner veya abdestini aldıktan sonra "Herhalde sağ kolumu yıkamadım, başımı meshetmedim,.." gibi bahanelerle üst üste üç-beş defa abdest alır. İşte burada şeytanın attığı vesvese oku hedefini bulmuştur. Bu durum artık o insanda bir hastalık haline gelmiştir.

Bu tür vesveseye kapılan birçok insan tanıdım. İbadetlerine yeni yeni başlayan bir genç kardeşimiz vardı. Ezan okunmazdan yarım saat önce abdest almaya başlar, namazın farzına zor yetişirdi. Üst üste en az beş defa abdest aldığı olurdu. Meseleye vakıf olunca, bunun bir vesvese olduğunu anlattım, süreyi biraz azalttı, ancak tam muvaffak olamadı, inşallah bu vesveseden kurtulmuştur.

Boy abdestinde de vesveseye kapılan insanlar, bir kere gusül yeterliyken, kurulandıktan sonra kendilerini tekrar tekrar yıkanmaya mecbur hissediyorlar.

Bu çeşit vesvese abdest ve gusülde görüldüğü gibi, en çok da namazda karşılaşılıyor. Normal olarak namazda insanın aklına her türlü düşünce gelebiliyor. Özellikle şeytanın işlettiği bu düşünce akımına kapılan insan namazını bir türlü bitiremiyor, şayet camide ise cemaate yetişemiyor. Gerek sünneti, gerekse farzı dönüp dönüp yeni baştan kılıyor. Namazın içinde ise Fatiha ve sureleri birkaç defa okumak zorunda hissediyor kendini. Yahut namazın müstehap ve sünnetlerini en ideal bir şekilde yapayım derken, ya vaciplerini veya farzını terk etmek gibi bir duruma düşüyor, hata üstüne hata yapıyor.

Bir de meselenin şu yönü vardır: İnsan bu çeşit vesvesenin şeytandan kaynaklandığını bildiği halde veya sevdiği, itimat ettiği, bilgisine güvendiği birisi tarafından kendisine haber verildiği halde, hiç aldırmadan vesvese etmeye devam ederse, bu sefer vebal altına girmiş, hatta günah işlemiş olur. Çünkü bu takdirde Allah'ı ve Allah dostlarını dinlemiyor, şeytana kulak veriyor demektir. Bu durumda tercihini belirleyecektir: "Allah'a mı itaat edeceğim, yoksa şeytana mı kulak vereceğim?" Birinci tercih kendisini hep güzelliklere götürecektir, ikinci tercih ise musibetten musibete sürükleyecektir (Allah korusun)...

Abdestte karşılaşılan vesveseye karşı nasıl hareket edilmesi gerektiği hususunda Efendimizin (a.s.m.) tavsiyelerine kulak verelim:

Ubey bin Ka'b'in rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Abdeste musallat olan bir şeytan vardır ki, ona velehan (şaşkınlık veren) derler. Onun için abdest ve gusülde su vesvesesinden korunun."(1)

Abdest işinde vesvese veren şeytana bu adın verilmesinin sebebi, mü'mini abdest esnasında vesveseye itme yolundaki aşırı hırsıdır. Yahut şeytan vesvesesiyle insanı öyle telaşa sokar ki, insan şaşırır kalır, şeytanın kendisiyle oynadığını bile anlamaz. Abdest alırken azasını ıslatıp ıslatmadığını ve kaç defa yıkadığını bilemez hale gelir.

Abdestte görevli şeytandan kaçınmanın manası da şöyledir: Yani abdest azası ıslandı mı ıslanmadı mı, bir defa mı iki defa mı yıkandı, su temiz mi, kirli mi gibi Velehan adlı şeytanın suyla ilgili yapmak istediği bu ve benzeri vesveseden kaçının demektir.

Abdestte gelen vesveseyi temelinden halleden ve herkesin rahatça tatbik edebileceği Peygamberimizin (asm) bir tavsiyesi de şu şekildedir:

Bedevinin birisi Resulullaha (a.s.m.) gelerek abdestin nasıl alınacağını sordu. Resulullah (a.s.m.) azalarını üçer defa yıkayarak ona abdest almayı gösterdi. Sonra da şöyle buyurdu:

"İşte abdest budur. Bundan fazla yapan sünneti terk ederek hata yaptı, sınırı aştı ve nefsine zulmetti demektir."(2)

Bu hadisin izahında İbni Hacer der ki:

"Elini yüzlerce defa yıkadığı halde abdestsizliğinin kalkmadığına inanan çok vesveseli insan gördük."

İbni Hacer Hazretleri beş asır önce yaşamış bir hadis âlimidir. Demek ki, ibadetlerdeki vesveseyle sadece günümüz insanı karşılaşmıyor, asırlar öncesinden beri insanlık hep bu musibetle muhatap oluyor. Zira şeytan her zaman aynı taktiği kullanarak Allah'a verdiği, salih kulları saptıracağına dair sözünü hep tutuyor.

Abdestte olduğu gibi, namazda da yanılma, şüphe ve vesveselere karşı neler yapılacağı hususunda hadis-i şeriflerde pratik çözümler verilmektedir.

Bu hadislerden bazılarının mealini verelim:

Abdullah bin Amr'in rivayetine göre Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

"Herhangi biriniz namazda iken şeytan ona gelerek, 'Falan şeyi ve şu şeyi hatırla.' Ta ki, kul gafletle namazdan çıkıp gitsin. Ve her hangi biriniz yatağında uzanmış iken şeytan onun yanına varır ve kişi uyuyuncaya kadar şeytan durmadan onu uyutmaya çalışır."

Başta abdest ve namaz olmak üzere ibadetlerde unutabiliriz, ne okuduğumuzu, ne kadar okuduğumuzu, kaç rekât kıldığımızı bir an için aklımızda tutamayabiliriz. Böyle durumlarda da hemen telâşa kapılmamalı, çareyi yine ibadetin kendi içinde aramalıyız. Hiçbir insan unutkanlıktan kurtulamadığı gibi, en üstün insan olan Peygamberimiz (a.s.m.) bile çok az da olsa unutkanlığa maruz kalabiliyordu. Çünkü o ne kadar büyük ve mükemmel bir insan olsa da, insanî halleri itibariyle bizden birisi gibiydi. Acıktığı, susadığı, hasta olduğu ve sıkıntıya düştüğü gibi, unuttuğu da olurdu. Bu meseleyi hadiste şu şekilde görüyoruz:

Abdullah bin Mes'ud şöyle rivayet eder:

"Resulullah (a.s.m.) namaz kıldırdı. Ya fazla yaptı, ya eksik yaptı. Bunun üzerine, 'Yâ Resulallah! Namaza bir şey mi ilave edildi?' denildi. Resulullah (a.s.m.) şöyle buyurdu:

"Ben ancak bir insanım. Siz unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Biriniz unuttuğu vakit, oturduğu halde iki secde yapı-versin."

buyurdu. Sonra Resulullah kıbleye dönerek iki secde etti.(3)

Şeytanın tek isteği ve görevi vardır, o da insanı ibadetten, özellikle namazdan alıkoymak, kendisi namaz ve secdeden mahrum kaldığı gibi, insanlığı da bu nimetten mahrum etmek ve uzak tutmaktır. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam İblis'in bu hedefini açığa çıkarırlar.

Dipnotlar:


1. Tirmizi, Taharet:43; İbni Mâce, Taharet:48.
2. İbni Mâce, İkame: 48.
3. ibni Mâce, ikame: 129.

Kaynaklar:

Sorularla İslamiyet
Dinimiz islam




Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi