Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İhtilafta rahmet olur mu? "Ümmetimin ihtilafı rahmettir."
#1
Dini-1 
[Resim: %C4%B0htilafta%20rahmet%20olur%20mu.png]

İhtilafta rahmet olur mu? "Ümmetimin ihtilafı rahmettir."

Sual: (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) hadisi sahih olamaz, sahih olursa, o zaman ittifak, birlik gazab-ı ilahiye sebep olmaz mı?
CEVAP
Bu hadis-i şerifi İmam-ı Beyheki, İmam-ı Münavi, İmam-ı ibni Nasr ve İmam-ı Deylemi gibi sözleri dinde senet olan hadis imamları bildirmişlerdir.

Allahü teâlâ, Müslümanların imanda, doğru itikatta birleşmelerini emrediyor. Bu hadis-i şerifte bildirilen ihtilaf, cahillerin, sapıkların değil, sözleri dinde senet olan salih âlimlerin ictihadlarındaki ayrılık demektir. Yani, (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) demek, (Müctehidlerin farklı ictihadları rahmettir) demektir. İmandaki ayrılık gazaba sebep olduğu gibi, ictihadlardaki ayrılıklar da, Müslümanlar için birer rahmettir. Müctehid ictihadında hata ederse de, sevab alır. Sevab verilen şey, gazab-ı ilahiye sebep olmaz, rahmete sebep olur. Bir hadis-i şerif meali:

(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse, iki sevab alır.) [Buhari]

Başka bir okuyucu da, şöyle diyor: (Ümmetimin ihtilafı rahmettir) hadisini (Mezhepler rahmettir) diye söylemek uygun olur mu?
CEVAP
Evet, oradaki ümmet, müctehid âlimlerdir. İhtilaftan kasıt da, farklı ictihad olduğunu yukarıda bildirdik. Yani o hadis-i şerif, (Müctehidlerin farklı ictihadları rahmet) anlamındadır. Bir müctehidin ictihad ederek elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. İctihad rahmet olunca, onun ictihadların toplamı olan mezhebi de rahmettir. O halde, bu hadis-i şerifi, (Mezhepler rahmettir) demek gayet uygundur. Sapık olanların yani doğru itikattan ayrılanların ictihadları da, mezhepleri de bozuktur.

Ameldeki mezhepler Müslümanlar için rahmettir
Sual: Doğru tek ise, amelde mezheplerin olması yanlış değil mi? Dört hak mezhep deniyor. Hak bir tane değil mi? Tâbi olduğumuz mezhep yanlışsa, âhirette hâlimiz ne olacaktır?
CEVAP
Doğru tektir; fakat hak çoktur. Birbirine zıt hükümleri olsa da, dört mezhebin dördü de haktır. Dinimiz müctehide, mezhep imamlarına bu yetkiyi vermiştir. Âhirette herkese bağlı olduğu mezhebin hükümleri sorulacaktır. Allah indindeki tek doğru olan hüküm sorulmayacaktır. Herkese, mezhebine uyup uymadığı sorulacaktır.

Allahü teâlânın gönderdiği dinlerde, amele ait farklı hükümlerin rahmet olması gibi, mezheplerin farklı ictihadları da, ümmet için rahmettir. Bizzat Peygamber efendimiz de, farklı hükümler koymuş, rahmeti genişletmiştir. Bir insan, kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, ihtiyaç olunca, dört hak mezhepten birine uyarak yapar. Böylece ibadetini kurtarmış olur. Birkaç örnek verelim:
1- Evli birinin, hanımıyla sütkardeş olduğu ve bir kere emdiği meydana çıksa, diğer üç mezhepten birini taklit edebilir, çünkü diğer 3 mezhepte, 5 kere doya doya emmedikçe sütkardeş olmaz.

2- Seferde ihtiyaç olunca, diğer üç mezhepten biri taklit edilerek iki namaz cem edilebilir.

3- Semavi özür hâlinde, mesela ishalini tutamayan, çıbanından veya yarasından kan akan, ağrıyla gözünden yaş gelen, burnu kanayan, kulağından irin akan, makatından solucan çıkan, idrarını tutamayan, basurundan kan, fistülünden, göbeğinden akıntı çıkan, elde olmadan gaz kaçıran yani gelen yeli tutamayan, ağız dolusu kusan kimsenin, abdestinin bozulmaması için, Mâlikî’yi taklit etmek sahih olur.

Farklı ictihad rahmettir
Sual: (“Ben Hanefî'yim veya Mâlikî'yim” diyenler, bir mezhebe uyanlar, Allah’ın azabına ve gazabına mâruz kalacaklardır. Çünkü bir mezhebe girmek bölücülüktür) diyenler oluyor. Farklı ictihadları, farklı mezhepleri Peygamber efendimiz emretmedi mi?
CEVAP
Evet, hak mezheplerdeki hükümlerin farklı olması, Peygamber efendimizin emrettiği bir rahmettir. Allahü teâlânın gönderdiği dinlerin hepsi de, amel yönüyle farklıydı. Âdem aleyhisselamın diniyle Nuh aleyhisselamın, Musa aleyhisselamın dinleri farklıydı. Farklı olmaları hak din olmalarını engellemez. Mesela şarap mubah iken, son gönderilen dinde haram kılındı. (Niye hak dinlerde veya hak mezheplerde farklı hüküm vardır?) diye sorgulamak, Allah'ı suçlamak olur. Allahü teâlâ öyle dilemiş, öyle farklı hükümler göndermiştir. Farklı ictihad da, yani farklı hükümler de, dinimizin emridir. İki hadis-i şerif:
(Müctehid âlimlerin, ameldeki ihtilafı, mezheplere ayrılması rahmettir.) [Beyhekî, İ. Münavî, İbni Nasr, Deylemî]

(Âlim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buhârî]

Hak dinlerdeki farklı hükümler, amelde olduğu gibi, dört hak mezhep arasındaki farklar da, itikatta değil ameldedir. İtikatta ayrılık olmaz.

Peygamberlerin hepsinin dinlerinde, amele ait birbirlerinden farklı hükümler bulunduğu hâlde, hepsine iman ve tasdik etmemiz gerekir. Mezhepler de, bunun gibidir.

Allahü teâlânın gönderdiği dinlerde, amele ait farklı hükümlerin rahmet olması gibi, mezheplerin farklı ictihadları da, ümmet için rahmettir. Bizzat Peygamber efendimiz de, farklı hükümler koymuş, rahmeti genişletmiştir. Bir insan, kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi, ihtiyaç olunca, hak olan dört mezhepten birine uyarak yapar. Böylece ibadetini kurtarmış olur.

İslam dininde yasak olan, fakat daha önceki dinlerde yasak olmayan bir şeyi, (Nasıl olsa, diğer dinlerde haram değildi) diye işleyen, haramdan kurtulmuş olmadığı gibi, kendi mezhebinde haram olan bir şeyi de, (Nasıl olsa, diğer hak mezhepte haram değildir) diyerek yapmak caiz olmaz. Herkesin kendi mezhebine uyması şarttır. Mecbur kalınca, başka hak mezhebi taklit etmek ayrı bir husustur.

Farklı hüküm bildiren hadisler
Sual: (Kaynakları sağlam olan aynı hadis kitabında bir hükme caiz denirken, aynı hükme caiz değil de deniyor. Mesela (Akan kan abdesti bozar) dendiği gibi, (Kan çıkması abdesti bozmaz) da deniyor. Böyle durumlarda, hadislere değil, Kur’ana uymak gerekir. Kur’anda da abdesti bozar denmiyor. Kan abdesti bozmaz) diyenler var. Farklı hükmün hikmeti nedir?
CEVAP
Herkes, hadisten, Kur’andan anladığına değil, mezhebinin hükmüne uyar. Kan çıkması, Hanefî mezhebinde abdesti bozar. Diğer üç hak mezhepte bozmaz.

Peki, Peygamber efendimiz, niye farklı bildirmiştir?

Böyle çok hadis-i şerif vardır. Böyle farklı hükümler rahmettir. Bu ümmete kolaylık olması içindir. Bunun için Peygamber efendimiz, (Farklı ictihad yani farklı mezhep rahmettir) buyuruyor. İnsanların yaratılışları birbirlerine benzemediği gibi, sıcak çölde yaşayanlara, bir mezhebe uymak kolay olurken, kutuplara yakın yerlerde yaşayanlara, başka mezhebe uymak kolay geliyor. Bir hastaya bir mezhep kolay iken, başka hastalık için, başka mezhep kolay oluyor. Tarlada ve fabrikada çalışanlar için de, bu fark görülmektedir. Herkes, kendine daha kolay gelen mezhebi seçip taklit ediyor veya bu mezhebe tamamen geçiyor. Mezhepsizlerin istedikleri gibi, tek bir mezhep olsaydı ve herkes tek bir mezhebe uymaya zorlansaydı, bu hâl çok güç, hattâ imkânsız olurdu. Amellerde tek hüküm [tek mezhep] ideal olsaydı Resulullah efendimiz öyle bildirirdi. Hâlbuki rahmet olduğu için kendisi de farklı bildirdi.

Geçmiş dinlerin farklı olması da böyledir. Allahü teâlâ, Hazret-i Âdem’den beri peygamberlere amelde farklı din göndermiştir. İman edilecek şeyler aynı iken, amele ait hükümler de aynı olamaz mıydı? Niye Allahü teâlâ, farklı hükümler göndermiştir? Mesela eski ümmetlerde iç yağı haram, alkol haram değildi. İslâmiyet'te ise, iç yağı helâl, alkol haramdır. Mezheplerde olduğu gibi, hak dinlerde de, amele ait hükümlerin farklı olması insanların faydası içindir. Âyetlerde neshin olması da rahmettir.

Bazı hadislere “uydurma” deyip geçenler, daha çok o hadisteki manayı, hadisin ne maksatla söylendiğini bilemeyen, idrak edemeyen kimselerdir. Hâl böyle olunca, meselenin mahiyetini bilemeden o hususta fikir yürütenlerin sözlerinin bir kıymetinin olmadığı hatırdan çıkarılmamalıdır.

Peygamberimiz (asm)'den rivayet edilen hadisler İslâm ulemasınca çok sıkı bir inceleme, araştırma sonunda bize kadar gelmiştir. Sadece bir hadisi öğrenmek için Medine’den kalkıp Mısır’a seyahat eden Ebû Eyyup el-Ensârî’nin gayreti bu meseleyi ispata kâfidir. Daha sonra devam eden asırlar boyunca, yaklaşık dört-beş asırlık bir devrede, hadis âlimleri gecelerini gündüzlerine katarak hadislerin sıhhati hususunda çalışmalar yapmışlardır. Hadis olarak duydukları her şeyi hemen kabul etmemişler; kim rivayet etmiş, nasıl bir rivayet silsilesi takip etmiş, hepsini teker teker incelemişler. Hattâ bu rivayet silsilesinin farklılığından dolayı hadisler derecelendirilmiş, buna göre hadis kitapları hazırlanmıştır.

Bazı hadisler vardır ki, manası aynı olmakla beraber farklı şekilde rivayet edilegelmiştir. Yine bazı hadisler de vardır ki, hadis ilminin ıstılâhlarına göre sıhhat derecesine göre “merfu, münkati, mürsel, zaif” şeklinde sıralanmıştır. Hadis âlimleri ilk anda anlaşılamayan bu çeşit hadisleri hadis ilminin kendi esasları çerçevesinde, bazı âyet ve hadislerin mana bütünlüğü içinde anlamaya çalışmışlar, ona göre izah ve açıklamalar getirmişlerdir.

İşte “Ümetimin ihtilâfı rahmettir.” meâlindeki hadisi şerif, yukarıda sözünü ettiğimiz hususlara girmektedir. Bu hadis-i şerife İslâm tarihi boyunca çeşitli itirazlarda bulunulmuş. Hadis âlimleri onlara gerekli cevabı vererek, itirazlarının manasızlığını ortaya koymuşlardır.

Bu nevi hadis-i şeriflere bir örnek olması açısından, bu hususta hadis âlimlerinin sözlerini ve açıklamalarını biraz genişçe vermek istiyoruz. Tâ ki, her anlamadığı hadise “mevzudur” deyip geçenler bu hususta ihtiyatlı olsunlar.

İmam Aclûnî’nin "Keşfü’l-Hafâ" isimli bir eseri vardır. Bu eser, hakkında münakaşa edilen ve hadis olarak duyulmuş olan sözlerin hadis olup olmadıklarını inceliyor. Hadis sahasında yapılmış en orijinal bir çalışmadır. Bu hadis hakkında hadis âlimlerinin şu izahlarına yer verilir: İmam Beyhakî Medhal’de İbni Abbas’tan şu meâlde bir hadis rivayet eder:

    “Ashabım semadaki yıldızlar gibidir. Hangisinden hadis alırsanız, doğruyu bulursunuz. Ashabın ihtilâfı sizin için rahmettir.” (el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I/64; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, I/210-212)

Yine Beyhakî aynı yerde şu hadise yer vermektedir:

    “Muhammed’in (a.s.m.) Ashabının ihtilâfı Allah’ın kulları için bir rahmettir.”

Aynı meâldeki hadisin varlığını, Taberânî, Deylemî, Ebû Naîm, ez-Zerkeşi, İbni Hacer gibi hadis âlimleri de belirtirler. Büyük hadis âlimi Hattabî ise şöyle der:

    “Bu hadis-i şerife iki kişi itirazda bulunmuştur. Birisi deli, öbürü de dinsizdir. Bunlar el-Musilî ile Câhiz’dir. Bunlar şöyle diyorlar: ‘Eğer ihtilâf rahmet olsaydı, ittifak azap olurdu.”

Bunun bir saçmalıktan ibaret olduğunu belirten Hattabi “ihtilâf”ı şöyle anlatır:

    “İhtilâf üç çeşittir. Birincisi ve ikincisi Allah’ın zat ve sıfatındaki ihtilâftır ki, birisi küfür, diğeri bid’attir. Bir de vecihleri bulunan fıkha ait fer’i meselelerdeki ihtilâftır. İşte buradaki ihtilâf ümmet için rahmettir.”

Ömer bin Abdülaziz ise şöyle der:

    “Ashab-ı Kiram ihtilâf etmemiştir.’ sözü hiç hoşuma gitmiyor. Şayet onlar ihtilâf etmeseydi hiçbir meselede ruhsat çıkmazdı.”

İmam Nevevî ise, Sahih-i Müslim şerhinde, bir vesileyle ihtilaf konusuna değinir ve bu hususa şu izahı getirir:

    “Bir şeyin rahmet olması, onun zıddının azap olmasını gerektirmez. Bu hadiste de böyle bir şey yersizdir. Bunu ancak cahiller veya bilmez görünenler söyler. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

    ‘Rahat edesiniz diye geceyi sizin için yaratması Onun rahmetindedir.’

    Geceye ‘rahmet’ denmiştir, bundan gündüzün azap olması manası çıkmaz.” (bk. Şerhu Müslim, 11/91-92; Aclunî, a.y)

Yine bazı âlimler, “Ümmetim dalâlet üzerinde toplanmaz.” hadisini zikrederek, “Bundan ümmetin ihtilâfının rahmet olmadığı manası anlaşılmamalı” derler.

Hadisteki ihtilâftan hangi mananın kasdedildiği hususunda da âlimler şöyle derler:

“Buradaki ihtilâftan murad, dinin asıl meselelerindeki ihtilâf olmayıp, fer’î meselelerdeki ihtilâftır. Çünkü dinin asıllarındaki ihtilâf dalâlettir (Kadı İyaz, Sübki). Bu meseledeki ihtilâftan maksat, ümmetin sanat, makam, mevki ve mertebelerindeki ihtilâftır. Bu da ümmet için rahmettir. Çünkü farklı sanatların bulunması herkese faydalıdır. (İmam Harameyn).”

Hadis âlimlerinin bu husustaki birleştikleri nokta fer’î meselelerdeki ihtilâftır. Bunun da adı ictihaddır. Müctehidlerin ise dinin asıllarında değil de, fer’î meselelerdeki ihtilâflarından, yani farklı ictihadda bulunmalarından mezhepler meydana gelmiştir. Mezheplerin farklı farklı olması da Müslümanlar için bir rahmet olmuştur. Çünkü her Müslüman, kendi şartlarına göre bir mezhebi taklit ederek amel ve ibadetini yapmıştır.

Müctehidler bir meselede ihtilâfa düşseler, isâbet edenler iki sevap alırken, yanılmış olanlar bir sevap alırlar. Dinî meseledeki doğruyu ararken yanılmaları dahi onlara bir günah kazandırmamakta, sevap kazandırmaktadır. Bu meseledeki daha geniş izahı Feyzü’l-Kadir’in birinci cildinin 210-212 sayfalarına bakılabilir.

“Ümmetimin ihtilâfı rahmettir.” meâlindeki hadis-i şerif, “hakka hizmetteki ihtilâf, farklı görüş beyanı, değişik yorumlarda bulunma” tarzında anlaşıldığında mevzu biraz daha umumileşmektedir. Çünkü Müslümanlar aynı esas ve gerçeklere inanmakla beraber her fert müstakil bir şahsiyet ve düşünce yapısına sahiptir. Bunun için de hâdiseleri değerlendirirken farklı açılardan yaklaşılabilir, yorumlanabilir.

Müslümanlar meselelerini istişare yoluyla halledeceklerine göre, herkes samimi bir şekilde fikirlerini açıklar, bilgisi ve ihtisası dahilinde görüşlerini beyan eder. İşte bu yönüyle ihtilâf maddî ve mânevî inkişafın kaynağı olur. Bediüzzaman bu hadis-i şerifi "Mektubat" isimli eserinde izah ederken, meseleyi üç suâl, üç cevap çerçevesinde ele almakta ve misallerle anlatmaktadır. Bu izahı özetleyerek verelim:

Suâl ve cevap şöyle:

- Hadiste, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” denilmiş. İhtilâf ise tarafgirlik gerektirir. Bu nasıl rahmet olur?

Hadiste ifade edilen “ihtilâf” müsbet olanıdır. Hakka hizmette bulunan, İslâmî hakikatleri muhtaç olanlara ulaştırmaya çalışan kimseler belli ölçülerde fikir alış-verişinde bulunacaklardır. Fakat bu arada herkes mesleğinin ve hizmet tarzının tamir ve revacına çalışmalıdır. Başkasının fikir ve hizmetini tahrip ve iptal etmeye değil, tamamlanmasına ve ıslâhına gayret etmelidir. Bu müsbet tarafı. Menfî ihtilâf ise, kin, haset ve düşmanca hisler besleyerek birbirlerinin tahribine çalışırlar. Hadis, bunu reddetmektedir. Çünkü birbirleriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.

İkinci suâl: Tarafgirlik hastalığı mazlum halkı zâlim kimselerin şerrinden kurtarır. Çünkü bir kasabanın ileri gelenleri birleşseler mazlum halkı ezerler. Şayet taraftarlık olsa mazlumlar bir tarafa iltica ederek kendilerini kurtarırlar.

Bu mesele de şöyle izah ediliyor:

Şayet tarafgirlik hak nâmına olsa, bu durum haklı ve mazlumlara bir melce, sığınak olabilir. Halbuki şimdiki garaz dolu ve nefis hesabına yapılan taraftarlık haklılara değil, haksızlara sığınak olmuştur. Onların dayanacakları nokta şekline girmiştir. Çünkü bu çeşit insanların yanına şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftar olsa, ona rahmet okur. Eğer karşı tarafa melek gibi bir adam gelse, ona lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterir.Dolayısıyla bu çeşit ihtilafta rahmet olmadığı gibi, müsbet manada bir neticeye varılmaz.

Üçüncü mesele de şöyle:

Hakikat hesabına yapılan fikrî tartışmalarda maksat ve esasta birleşilmekle beraber, vesilelerde ihtilaf edilir, farklı düşünülür. Bu tartışma, gerçeklerin her köşesini açığa çıkardığı gibi, hakka ve hakikate de hizmet eder. Fakat tarafgir bir şekilde ve garaz dolu firavunlaşmış nefis hesabına ve kendini beğenerek yapılan fikrî bir tartışmadan hakikat parıltıları değil, belki fitne ateşleri çıkar. Çünkü bu tarz fikrî bir tartışmaya giren kimselerin fikirlerinin aynı noktada birleşmesi mümkün değildir. Çünkü hak namına yapılmadığı için, tartışmalar aşırı bir hal alır, sonsuza kadar devam edip gider. Tedavisi mümkün olmayan çatlaklara, yaralara sebep olur. Çünkü maksatta ittifak edilmemiştir.

Özetleyerek verdiğimiz bu izahlardan sonra Bediüzzaman bu hususta bütün mü’minlere şu ikazı yapar:

    “Ey ehl-i îman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilafınızdan istifade eden zalimlere karşı, [Mü’minler ancak kardeştir, meâlindeki âyet-i kerimenin] kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassün ediniz [sığınınız]. Yoksa ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz. Malumdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken iki çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda (terazide) iki dağ biribirine karşı müvazenede bulunsa [tartılsa] bir küçük taş müvazenelerini bozup onlarla oynayabilir, birini yukarı, birini aşağı indirir."

    "“İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumet-kârâne [düşmanca] tarafgirliklerinizden kuvvetiniz hiçe iner, az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alakanız varsa, [Mü’minin mü’mine münasebeti, taşları birbirine destek olan sarsılmaz bir bina gibidir.] mealindeki hadiste belirtilen düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız. Şefâlet-i dünyeviyeden ve şekavet-i uhreviyeden [dünyada sefaletten ve âhirette azaptan] kurtulunuz.” (Mektubat.s. 247-249)

Bu kadar izahtan ve açıklamalardan sonra artık bu hadise “mevzudur, uydurmadır” deyip geçmek, bilgisizlikten başka bir şey olmasa gerekir. Zaten hiçbir hadis âlimi de bu hadise “mevzu” dememiştir. Hakkında şüphe edilen hadislere nasıl bakmamız gerektiği hususunda Bediüzzaman’ın Sözler isimli eserinin “Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal”ında işlenen “On İki Aslı” gözden geçirmekte büyük fayda vardır.





Signing of RasitTunca Original
By Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi